Üroloji

Üroloji

İdrar Yolu Enfeksiyonları

İdrar yolu enfeksiyonu (İYE) idrarın oluştuğu (böbrek) ve sonrasında atıldığı yolakların (üreter, mesane ve üretra) herhangi bir yerinde oluşabilir. İnsanlarda en sık gözlenen enfeksiyonlar arasında 2. sırada yer alır. Bayanların yarısı hayatları boyunca en az bir kez İYE geçirirler.

Tanımlar

Enfeksiyonun bulunduğu organa göre farklı isimlendirmeler yapılır.        

Böbrek: Piyelonefrit

İdrar kesesi (mesane): Sistit

İdrar kanalı (üretra): Üretrit

Takrarlayan (rekürren) İYE: Bir yıl içinde 3 veya daha fazla sıklıkta İYE gelişmesidir.

Nasıl Oluşur

Sıklıkla dış ortamdan idrar yollarına mikroorganizmaların ulaşması ya da bulaşması (assendan yol) şeklinde oluşur. En sık E. Coli olarak isimlendirilen mikroorganizma tarafından oluşturulur. Bu mikroorganizma bağırsakların doğal yapısı içerisinde bulunur ve idrar yoluna bulaştığında ise enfeksiyona yol açar.  İdrar yolları enfeksiyonları sıklıkla doktorun önerisi doğrultusunda antibiyotik kullanımı ile düzelir. Etken mikroorganizma dış ortamdan üretra dediğimiz kanal yoluyla  idrar kesesine yerleşir ise “sistit” denen tabloyu oluştururken, böbreklere ulaşması durumunda  “piyelonefrit” denen daha ağır bir hastalık tablosunu oluşturur. Bayanlarda idrar kesesinden dış ortama idrar atılımını sağlayan kanal (üretra) çok kısa olduğu için ve idrar yapılan kanal ağzı anüse (makat) ve vajinaya (kadın cinsel organı) yakın olduğu için dış ortamdan enfeksiyon kapma oranları çok daha yüksektir. Sistit dediğimiz ve idrarda yanma, sık idrara çıkma gibi şikayetlere yol açan tablo idrar yolu enfeksiyonları arasında en sık karşılaşılan tablodur. Bu nedenle bu yazımızda daha çok “sistit” tablosundan bahsedilecektir. Daha az görülen piyelonefrit durumunda ise benzer şikayetlere ilaveten ateş, sırt ağrısı, bulantı ve kusma eşlik etmektedir.

Erkeklerde ve bayanlarda böbrek taşı, vezikoüreteral reflü ve nörojen mesane gibi idrar akımını engelleyen veya değiştiren hastalıklarda da İYE gelişebilir. Bunun dışında bazı kişilerde İYE açısından genetik yatkınlığın olduğuna dair çalışmalar da vardır.

Bayanlarda ise vajinal enfeksiyonlar sistit benzeri şikayetler oluşturabilir. Bu durumda sıklıkla bir vajinal akıntı vardır. Böyle bir tabloda hasta öncelikle Kadın Doğum uzmanı tarafından değerlendirilmelidir.

Bayanlarda östrojen hormonu normal vajina florası için gerekli olan laktobasillerin çoğalmasını (kolonize) sağlar. Laktobasiller ise vajen ortamını asidik hale getirerek enfeksiyona yol açan mikroorganizmanın gelişimini engeller. Menapoz sonrası dönemde hem östrojen eksikliği hem de laktobasillerin azalması sonucunda vajinal flora bozulduğu için tekrarlayan enfeksiyonları görülmektedir.

Risk Faktörleri

Aşağıda madde madde belirtilen durumlarda; idrar yolu enfeksiyonları artmaktadır.  Tedavi yöntemlerinden bahsedilirken bu durumların düzeltilmesinin tedavide en önemli basamak olacağı vurgulanacaktır.

Uzun süre idrar yapılmaması veya idrarın uzun süre tutulması

İdrar yapılırken idrar kesesinin tam boşaltılmaması

Sünnetsiz olmak (erkek)

Kabızlık

Kalıcı sonda bulunması

Vücut direncinin (immun sistem) zayıflaması

Şeker hastalığının bulunması

Sık ve uzun süreli antibiyotik kullanımına bağlı mikroorganizmalara karşı direnç gelişmesi

İdrar yollarını tahriş eden kimyasallara maruz kalınması

Doğum kontrol yöntemi olarak kullanılan diyafram, spermisid ajanlar veya spermisid içeren kondomların (prezervatifler) kullanılması

Menapoz döneminde östrojen eksikliğine bağlı vajinal kuruluk

Cinsel ilişki (Bayanlarda, ilişkide oluşan hareketlere bağlı olarak mikroorganizmaların dış ortamdan idrar yollarına ulaşması kolaylaşır)

Cinsel ilişki esnasında vajinal kuruluk olması

Gebelik

Bayan olmak (erkelerden 40 kat daha riskliler)

Annesinde idrar yolu enfeksiyonu öyküsünün olması

Çocukluk döneminde idrar yolu enfeksiyonu geçirmiş olması

Az sıvı tüketilmesi

Cinsel ilişkiden sonra idrar yapmanın geciktirilmesi

Dar ve terleten giysi kullanılması

Bayanlarda tuvalet sonrası arkadan öne doğru temizlik yapılması

Belirtiler

Alt idrar yollarının etkilendiği enfeksiyon tablosunda (SİSTİT) aşağıdaki şikayetler görülür;

Sık sık idrara çıkma veya az miktarda sık sık idrar yapılması

Acil idrar yapma hissi oluşması

İdrar yaparken ağrı ya da yanma

Bulanık idrar. Kötü kokulu idrar.

Karın alt bölgesinde ağrı

İdrar yapmakta zorlanma

İdrarda kan görülmesi

Vajinal yanma-ağrı

Üst idrar yollarının etkilendiği enfeksiyon tablosunda (PIYELONEFRİT) yukarıdaki şikayetler olsun-olmasın aşağıdaki şikayetler görülür;

Bulantı, kusma, halsizlik, ishal

Karın ağrısı, sırt ağrısı

Ateş (38 in üzerinde)

Titreme

Tanı

Tam idrar tahlili (en sık kullanılan testtir ve erken sonuç verir)

İdrar Kültürü (Tipik enfeksiyon bulgusu yok ise, dirençli enfeksiyon beklentisi var ise, sık tekrarlayan enfeksiyonlarda, 24-48 saatte düzelmeyen enfeksiyon tablosunda ve hamilelerde yapılmalıdır)

Kan testleri

Görüntüleme  (gerekli hallerde)

Tedavi

İdrar yolu enfeksiyonlarının tedavisinde en önemli basamak; enfeksiyona zemin hazırlayan risk faktörlerinin giderilmesidir. Bu nedenle yaşam tarzında bazı değişiklikler yapmak gereklidir. Buna ilaveten ülkelerdeki antibiyotik direnç durumlarına göre; hekim tarafından reçete edilen antibiyotiklerin düzenli ve yeterli sürede kullanılması gerekmektedir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu bulunanlarda ise koruyucu amaçla; uzun süreli ve düşük doz uygulanan antibiyotikli tedavi uygulamaları vardır.

Tekrarlayan Enfeksiyonlar

İdrar yolu enfeksiyonu 6 ay içerisinde 2 veya daha fazla kez tekrar eder ise; ya da bir yıl içerisinde 3 veya 3 den fazla enfeksiyon (sistit) atağı olan kişilerde “tekrarlayan (rekürren) sistit” tanısı konabilir. Özellikle genç bayan hastalarda sistit dediğimiz enfeksiyon tablosu sıklıkla tekrarlayabilir. Bu durumda hasta şikayetlerinin gerçekten İYE kaynaklı olup olmadığını anlamak için idrar kültürü testi mutlaka yapılmalıdır. Tekrarlayan enfeksiyonun sebebini belirlemek açısından ileri tetkikler (ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, sistoskopi) yapılabilir.

Tüm kadınların yaklaşık yarısı hayatlarının bir döneminde en az bir kez sistit atağı geçirirler. Sistit atağı geçiren kadın hastaların ise yaklaşık dörtte birinde enfeksiyon yeniden gelişecek ve yeniden klinik değerlendirme, antibiyotik kullanımı olacaktır. Bu durum sıklıkla genç seksüel aktif bayanlarda (evliliğin ilk zamanlarında) ve 55 yaşını geçmiş bayanlarda görülmektedir. Bu hastaların yapılan tetkiklerinde sıklıkla anatomik ya da fizyolojik problem saptanmamaktadır.

Tekrarlayan enfeksiyonlardan tedavi 3 ana başlıkta toplanabilir. Bunlar; yaşam tarzı değişikliği, antibiyotiksiz tedaviler ve antibiyotik tedavileri olarak sıralanabilir. Antibiyotik tedavisi hekim tarafından düzenlenirken; hastanın da yaşam tarzı değişikliği konusundaki önerilere uyması gerekmektedir.

Önleyici antibiyotik tedavileri: Tekrarlayan enfeksiyonların önüne geçmek için uzun süreli ve düşük dozda antibiyotik kullanılabilir. Ancak bu tedavinin hekim önerisi ve kontrolünde yapılması gerekmektedir. Bulunulan merkezdeki antibiyotik dirençlerine göre tedavi şekillendirilir. Önleyici antibiyotik tedavisi 3 farklı şekilde yapılabilir;

Devamlı antibiyotik: Düşük doz antibiyotik her gün veya haftada üç gün aylarca kullanabilir. Sıklıkla 6 aylık tedavi önerilir. 12 aylık tedavi uygulayan merkezlerde vardır.

İlişki sonrası antibiyotik: Tekrarlayan enfeksiyonlar cinsel ilişkiden sonraki 24-48 saat içinde oluşuyor ise; cinsel ilişkiye bağlı enfeksiyon oluştuğu düşünülebilir. Bu durumda ilişkiden sonra 2 saat içerisinde tek ve düşük doz olarak antibiyotik alınabilir. Böylelikle devamlı antibiyotik tedavisine göre daha az antibiyotik kullanılmış olur. Gebelikten önce tekrarlayan enfeksiyonları olanlarda ilişki sonrası antibiyotik kullanımı önerilebilir.

Kendi kendine tedavi: Mesane enfeksiyonu (sistit) düşündüren şikayet başladığında 3 gün antibiyotik kullanımını öneren protokoller vardır. Ancak şikayetlerin idrar yolu enfeksiyonu kaynaklı olduğundan emin olmak lazımdır.

Antibiyotiksiz tedaviler: Son zamanlarda kullanımı artmaya başlamıştır.

Cranberry(Turnayemişi)( (Vaccinium macrocarpon): Bu ürünlerin tekrarlayan enfeksiyon ataklarını azalttığına dair çalışmalar olmakla birlikte faydasının olmadığını belirten çalışmalar da vardır. Ülkemizde endüstriyel olarak sadece yemiş tarzında marketlerde elde edilebilmektedir. Tüketimi ile ilgili standart bir öneri yapılamamaktadır.

İmmun güçlendirici ajanlar (aşılar): Uro-Vaxom 6 mg 30 kapsül olarak ülkemizde zorda olsa temin edilebilmektedir. Hastaya göre değişmekle beraber 3 ay – 6ay -12 ay süreyle tek doz, aç karınla ağızdan alınarak kullanılması önerilmektedir. Birçok çalışmada özellikle sexüel aktif ve 52 yaşından küçük bayanlarda görülen tekrarlayıcı idrar yolu enfeksiyonlarında etkili olduğu saptanmıştır.

Probiyotikler (Lactobacillus sp): Vajen florasını asidik olarak düzenleyen bir bakteri türüdür. Vajinal uygulanabilen bu tabletler; idrar yolu enfeksiyonuna yol açan mikroorganizmaların vajende çoğalmasını engellemektedirler. Tekrarlayan enfeksiyonlarda tercih edilebilirler.

Lokal östrojen uygulaması: Menapoz sonrası dönemde kadınlarda östrojen eksikliği sonucunda vajinal pH artar ve laktobasiller (koruyucu mikroorganizmalar) vajen florasında azaldığı için E. Coli mikroorganizması vajende çoğalabilmektedir. Bu nedenle vajinal östrojen preparatları kullanılarak vajinal flora doğal haline getirilir ise tekrarlayan enfeksiyonlar azaltılabilmektedir.

Yaşam tarzında yapılacak değişiklikler:

Antibiyotikler tam ve düzenli kullanılmalı. Şikâyet geçse bile tedavi tamamlanmalı.

Bol sıvı tüketilerek idrar renginin berrak ve açık sarı olmasını sağlanmalı.

Alkol, çay, kafeinli içecekler (kahve, kola) ve gazlı içeceklerden uzak durulmalı.

Sık işeme yapılmalı. İdrar uzun süre tutulmamalı.

Cinsel ilişki sonrasında en kısa zamanda idrar yapılmalı.

Cinsel ilişki esnasında vajinal kuruluk var ise lubrican(kayganlaştırıcı) jel kullanılmalı.

Tuvalet sonrasında temizlik önden arkaya doğru yapılmalı. Temizlik ürünü sadece bir kez kullanılmalı.

Doğum kontrol yöntemi değiştirilmeli ve spermisid / diyafram kullananlarda farklı bir doğum kontrol yöntemi kullanılmalı.

Spermisid içeren kondomlarla ve sert temizleyiciler ile vajinal flora bozulmamalı.

Menapoz sonrası bayanlarda vajinal kuruluk giderilmeli.

Pamuklu iç çamaşırı giyilmeli. Bakteriler nemli ortamları sever ve pamuklu çamaşırlar nemi engeller.

Menstrüasyon döneminde kullanılan hijyenik pedler ve tamponlar sık sık değiştirilmeli.

Probiotiklerin kullanımı faydalı olabilir.

Böbreküstü Bezi Nedir? Ne İşe Yarar?

Böbreküstü bezleri; her bir böbreğimizin üzerine yerleşmiş olan ve vücudumuzun en önemli hormonlarını (adrenalin, noradrenalin, aldosteron, kortizol) salgılayan bezlerdir.  Bu hormonlar vücudumuzdaki sıvı ve tuz seviyelerini etkileyerek kan düzeyimizi, kan basıncımızı ve tansiyonumuzu düzenlerler. Kalp atış hızını arttıran hormonlar salgılarlar, ihtiyaç duyduğumuzda vücudumuzdaki diğer sistemleri de destekleyerek metabolizmamızın çalışma ritmini düzenlerler.

Böbreküstü Bezi Tümörlerin Yol Açtığı Hastalıklar Nelerdir?

Böbreküstü bezlerindeki tümörler genellikle iyi huylu olmakla beraber nadiren kötü huylu tümörlerde (kanser) gelişebilir. Tümörün büyüklüğü arttıkça kitlenin kanser olma ihtimali de artmaktadır. 4’cm den küçük kitlelerde kanser ihtimali %3 civarında, 4-6 cm büyüklüğündeki kitlelerde kanser ihtimali %7 civarında iken; 6’cm den büyük kitlelerde kanser ihtimali %25’e kadar çıkmaktadır.  Bu tümörler hiçbir şikâyet oluşturmaksızın da büyüyebilirler.  Ancak kimi zaman bu tümörler böbreküstü bezlerde bulunan hormonların aşırı üretilmesine sebep olarak birçok şikâyete yol açabilirler. Bu durumda sıklıkla görülen hastalıklar;

Conn sendromu (Hiperaldosteronizm): Bu hastalıkla böbreküstü bezi aşırı derecede aldosteron hormonu üreterek tansiyon yüksekliğine sebep olur.

Cushing sendromu: Bu hastalıkta böbreküstü bezinde kortizol hormonu fazla düzeyde salgılanır. Kilo artması, şişmanlık (obezite), kan basıncının artması ve derinin zayıflaması sonucu deride çizgilerin oluşması ile seyreden bir hastalığa yol açar.

Feokromasitoma: Böbreküstü bezi kitlelerinin bu hastalığında ise adrenalin-noradrenalin gibi hormonların normalden fazla salgılanarak; hipertansiyon (kimi zaman ciddi krizlerle seyreder), taşikardi, baş ağrısı, sıkıntı basması gibi şikayetlere yol açar.  Bu hastalardaki tansiyon yüksekliği kimi zaman hayati risk oluşturacak kadar ciddi olabilir.

Nasıl Tanı Konur?

Böbreküstü bezi tümörleri sıklıkla herhangi bir nedenle yapılan tetkikler (ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi) sırasında tesadüfen saptanır. Tanıda ilaçlı (kontrastlı) bilgisayarlı tomografi veya MR görüntüleme ile beraber; kan ve idrarda hormonal değerlendirme yapılır.

Nasıl ve Ne Zaman Tedavi?

Yapılan bu değerlendirmeler sonucunda büyüklüğüne bakılmaksızın hormon üreten (fonksiyonel) kitleler, BT/MR da görünümü kanseri düşündüren kitleler ve 4-5 cm den büyük kitleler (kanser ihtimalinden dolayı) cerrahi yöntemle çıkarılmalıdır. Bunun dışında 4-5 cm den küçük olup görüntülemelerde kanseri düşündürmeyen kitleler takip edilir.

Böbreküstü bezi tümörlerinin tedavisinde en sık tercih edilen ve en çok önerilen yöntem laparoskopik cerrahi (kapalı yöntem) ile böbreküstü bezin çıkarılmasıdır. Bu yöntemde hastanın karın bölgesinde açılan 3-4 adet delikten yerleştirilen özel aletler ile ameliyat gerçekleştirilir. Bu yöntemde hastaların büyük çoğunluğu ameliyattan sonraki gün taburcu edilebilir. Hastanın iyileşme süreci, normal yaşantısına dönme süreci çok daha hızlıdır ve hasta hastanede daha az kalmaktadır. Şuan itibarıyla günlük pratiğimizde böbreküstü bezi tümörlerinin %98’inde laparoskopik yöntemi kullanmaktayız. 10 cm den küçük ve tetkiklerde kanser beklentisi olmayan kitlelerde laparoskopik yöntem yeterli olmaktadır.

Açık cerrahi yöntem toplamda hastaların %2 sinde uygulanmaktadır. Özellikle 10 cm den büyük kitlelerde veya görüntülemelerde kanser beklentisi olanlarda açık yöntem tercih edilmelidir.

İdrar Yolları Taş Hastalığı Nedir?

İdrar yollar taş hastalığı sokakta karşılaştığımız her 11 kişiden 1’ini etkileyen bir hastalıktır. İdrar yollarında taşın nasıl oluştuğunu basit bir örnekle anlatmak gerekirse; içtiğimiz çaya sürekli şeker ilave etmeye devam edersek belli bir evreden sonra bu şekerin erimediğini ve bardağın altında çökeldiğini görürüz. Bundan sonra ilave ettiğimiz şekerin hepsi bardağın altında birikmeye başlayacaktır. İdrar yolları taşı oluşumu bu duruma çok benzer. İdrarımızda fazla bulunan mineral veya tuzlar zamanla kristalize olur ve bu kristaller de kademeli olarak büyüyerek taşa dönüşür. Yaptığımız idrarda bulunan kalsiyum, oksalat, sistin ve ürik asit maddelerinin normalden fazla bulunması böbrek taşı oluşumuna zemin hazırlar. Bununla birlikte sitrat gibi koruyucu maddelerin ise idrarda normalden daha az bulunması da taş oluşumunu kolaylaştırır. En önemli faktörlerden birisi ise yaptığımız günlük idrar miktarının az olmasıdır. İdrar yollarında oluşan taşların çoğu farkında olalım veya olmayalım idrar yaparken vücudumuzu terk eder.

İdrar yolları taşları farklı tip, renk ve yapıda olabilirler. En sık görülen taşlar tipleri ve görülme sıklıkları;

-Kalsiyum oksalat / fosfat taşları (%80)

-Ürik asit taşları (%5-10)

*Aşırı kilolularda, kronik ishalde, kontrolsüz tip 2 diyabette, gut hastalığında, hayvansal protein tüketiminde ve düşük sebze-meyve tüketiminde daha sık görülmektedir.

-Enfeksiyon taşları (%10)

*Bu taşlar sıklıkla çok büyük taşlardır. Sürekli İYE olanlar, sürekli kateter taşıyanlar ve idrar kesesini iyi boşaltamayanlarda daha sık görülmektedir.

-Sistin taşları (%1 den az) *Çocukluk çağında görülür ve böbreğin sistin denen aminoasidi tutamaması nedeniyle oluşur.

Taş İçin Kimler Risklidir?

Böbreğin taş hastalığı coğrafik konumun, küresel ısınmanın olumsuz etkilediği iklim koşullarının, etnik yapının, beslenme tarzının ve genetik faktörlerin etkisi ile oluşan bir hastalıktır. Ülkemiz idrar yolları taş hastalığının sık görüldüğü ülkelerden birisidir. Özellikle doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde daha da sık rastlanmaktadır. İdrar yolları taş hastalığı açısından riskli olanlar;

• Günlük yaptığı idrar miktarı 2,5 litreden az olanlar en önemli risk grubudur. Bu durum az sıvı tüketilmesine bağlı olduğu gibi; ağır iş yapanlarda, sıcak yerde yaşayan veya çalışanlarda yeterli sıvı alınmasına rağmen terleme yoluyla sıvı kaybından da kaynaklanabilir. İdrar miktarı azaldıkça idrar rengi koyulaşmaya ve idrardaki mineral ve tuz oranı artmaya başlar.

• Aşırı tuz tüketenlerde ise idrara geçen tuzlar kalsiyumun idrarla atılmasına yol açarak taş oluşumunu kolaylaştırır. Ayrıca oksalattan zengin besinlerin aşırı tüketilmesi kalsiyum-oksalat taşlarına yol açabilir. Bunun dışında hayvansal protein tüketimi (kırmızı et, balık, tavuk) idrardaki asit seviyesini yükselterek ürik asit taşı ve kalsiyum taşı oluşumunu arttırabilir.

• Çok sık idrar yolu enfeksiyonu geçirenlerde, idrar yollarında uzun süreli kateter bulunanlarda enfeksiyon taşları daha sık görülmektedir.

• Ailesinde böbrek taşı hastalığı bulunan kişilerde de taş hastalığı görülme ihtimali yükselir.

• Şişmanlık (obezite) durumunda idrardaki asit düzensizliği nedeniyle taş oluşabilir.

• Doktor önerisi dışında kalsiyum ve vitamin C desteği alanlar da riskli grupta yer alabilirler.

• Doğuştan idrar yollarında darlık ile seyreden hastalıkları olanlar da risk grubundadır.

• Erkek olmakta bir risk faktörüdür. Erkeklerde taş 3 kat daha sık görülür.

Hangi Belirtiler Görülüyor?

Böbrekteki taşlar sıklıkla herhangi bir şikâyete yol açmazlar ve bu nedenle tanı konamaz. Hatta bu taşlar genellikle yıllarca böbrekte kalır ve çok büyük boyutlara ulaşırlar. Böbrekteki taşlar böbrekten çıkınca; böbrek ile idrar kesesi arasındaki kanalda (üreter) ilerlemeye başlar. Bu taşlar kanalda ilerlerken idrar akışını kısmen ya da tamamen engeller ise böbrekte şişmeye (hidronefroz) ve şiddetli ağrıya yol açarlar.

Sık görülen şikayetler;

• Ağrı;

Keskin, kramp tarzında sırt ve yan ağrısı şeklinde başlar ve sıklıkla alt karın bölgesi ile kasığa doğru ilerler. Bazı kadınlar bu ağrının doğum sancısından daha kötü olduğunu söylerler. Ağrı birden başlar ve dalgalanmalar şeklinde seyredebilir. Taş kanalda ilerledikçe ağrılarda yer değiştirerek, idrar yapamama hissi, idrar yaparken yanma hissi, sık sık ama az az idrar yapma, penis ucunda yanma gibi şikâyetlere yol açabilir.

• Bulantı –kusma

• İdrarda kanama (kimi zaman gözle görülür, kimi zaman mikroskopla görülebilir)

Tanı Nasıl Konuyor?

Sıklıkla hastaların şikâyetleri nedeniyle yapılan tetkiklerinde ya da tesadüfen herhangi bir nedenle yapılan radyolojik tetkiklerde tanı konuluyor. Tanıda en zararsız yöntem ultrasonografidir. Bu yöntem özellikle gebelerde, çocuklarda ve radyasyona maruz kalmak istemeyen hastalarımızda kullandığımız ilk yöntemdir. Ancak bu tanı yöntemde çok küçük taşlar veya böbrekten çıkıp kanala düşen taşlar görülemeyebilir. Böbrek taşının tanısında en sık kullandığımız yöntem ise ilaçsız (kontrastsız) bilgisayarlı tomografi yöntemidir. Tomografi sayesinde hem en küçük taşları bile görüntüleyebiliyoruz hem de yapacağımız ameliyat ya da müdahaleyi planlayabilmek için 3 boyutlu görüntüler elde edebiliyoruz. Radyasyonlu bir tetkik olması dezavantaj olmakla birlikte bu tetkikteki radyasyon oranı yeni teknolojiler sayesinde ciddi oranda azalmıştır. Bu nedenle günlük pratiğimizde çok sık kullanmaktayız.

Tedavi Yöntemleri Nelerdir? Her Yöntem Her Hasta İçin Uygun Mu?

İdrar yolu enfeksiyonu, idrar yollarında tıkanıklık, böbrekte hasar ve ağrı yapan taşlara müdahale etmek gerekiyor. Ancak hastada hiçbir probleme sebep olmayan ve böbreğin içine yerleşmiş küçük taşları müdahale etmeden de takip edebiliriz. Bunun dışında böbrekten çıkıp kanala düşüp böbrekte ciddi bir zorlanma yapmayan ve 7mm den (10mm=1cm) küçük olan taşlar; ilaç destek tedavileri ile doktor kontrolünde olmak şartı ile düşürülmesi sağlanabilir. Bu durumda olan hastaların idrarlarını bir kaba yapmalarını ve taşı düşürdüklerinde bu taşı alıp analize göndermeleri önerilir. Özellikle ilk defa taş düşüren hastaları mutlaka taşlarını yakalamaya çalışmalı ve bu taşı analiz ettirmelidir.

Genellikle 10 mm’nin üzerindeki taşlara bir şekilde müdahale etmek gerekmektedir. İdrar yollarındaki taşlara müdahalenin 4 yaygın yolu vardır:

• Şok dalgaları ile taş kırılması (SWL)

• Üreterorenoskopi (URS)

• Fleksibl üreterorenoskopi (f-URS) (RIRS)

• Perkütan nefrolitotomi (PNL)

Şok dalgaları ile taş kırılması (SWL):  SWL ameliyatsız bir yöntem olup; cihazdan çıkan yüksek enerjili ses dalgaları cilt ve vücut dokularını geçip taşın yüzeyine enerji bırakarak taşın parçalanmasını sağlar ve işlemi takip eden günler veya haftalar içinde taş parçaları idrarla kendiliğinden atılır. Taş kırma işlemi sonrası hasta aynı gün evine gidebilir ve 2-3 gün içinde normal işlerine dönebilir. Birinci taş kırma seansından 1-2 hafta sonra yapılan kontrollerde taş kırılmamış ise ikinci kez taş kırma işlemi uygulanabilir. Üçüncü seans ise pek tercih edilmez. Taşa müdahale yöntemleri arasında en az zararlı olan yöntem olduğu için; böbrekteki 2 cm’den küçük taşlarda ve böbrekten yeni çıkan üst kanal taşlarında ilk tercih edilen yöntem olmalıdır. Büyük ve sert taşlarda tercih edilmez.  Gebelerde, kan sulandırıcı ilaç kullananlarda, idrar yolu enfeksiyonu olanlarda ve aort anevrizması olanlarda bu işlem yapılmamalıdır. Bu işlem sonrası idrarda kanama, taş parçalarının düşürülememesine bağlı böbrekte şişme, ağrı, idrar yolu enfeksiyonu gibi yan etkiler görülebilir.

Üreterorenoskopi (URS): Böbrek ile idrar kesesi arasındaki kanalda (üreter) bulunan taşlarda tercih edilen bir yöntemdir.  Yaklaşık 3mm kalınlığında ve 60cm uzunluğunda olan yarı-sert kameralı cihazlar ile hastanın idrar yaptığı kanaldan (üretra) girilerek idrar kesesine ve buradan da taşın bulunduğu kanala girilir. URS cihazının içerisinden ilerletilen taş kırıcılar ile (lazer veya pnömotik) taş küçük parçalara ufalanır. Ufalanan bu taşları hastanın kendiliğinden düşürmesi beklenir. Kimi zaman ameliyatın bitiminde taşın kırıldığı kanala bir kateter (tel, stent) yerleştirilir. Bu kateter yaklaşık 1 ay sonra çıkarılır.

Böbrek Taşı (Çocuk)

Taşı hastalığının sebepleri, şikâyetleri, risk grupları ve tanısında yapılacak olan işlemler hakkındaki bilgilendirmeler “İDRAR YOLU TAŞLARI” bölümünde yer almaktadır. Bu bölümde ise çocuklardaki idrar yolu taş hastalıklarının tedavisinden bahsedilecektir.

Çocuklarda idrar yolu taş hastalığı erişkinlere oranla daha az görülür. Erişkinlerden farklı olarak taş hastalığı bulunan çocuk hastalarda şikâyetler çok net olmayabilir. Ancak sıklıkla; göbek veya sırt bölgesinde ağrı, kanlı idrar, bulantı-kusma ve idrar yaparken ağlama gibi şikâyetlerle gelebilirler. Çok küçük çocuklarda ise bu şikâyetleri tanımlamak zordur. Çocuklar 5 mm den küçük taşları kendiliğinden düşürebilirler.

Taş hastalığının tedavisindeki yöntemler erişkinlerde kullanılan yöntemler ile benzerlik göstermektedir. En önemli farklılık çocuk hastaların ameliyatında daha narin ve ince aletlerin kullanılıyor olmasıdır.

Şok dalgaları ile taş kırılması (SWL),

Üreterorenoskopi (URS)

Fleksibl üreterorenoskopi (f-URS)

Fleksibl üreterorenoskopi (f-URS) Perkütan nefrolitotomi (PNL).

Şok dalgaları ile taş kırılması (SWL): SWL ameliyatsız bir yöntem olup; cihazdan çıkan yüksek enerjili ses dalgaları cilt ve vücut dokularını geçip taşın yüzeyine enerji bırakarak taşın parçalanmasını sağlar ve işlemi takip eden günler veya haftalar içinde taş parçaları idrarla kendiliğinden atılır. Taş kırma işlemi çocuklarda anestezi altında yapılır. İşlem sonrası hasta aynı gün evine gidebilir. Birinci taş kırma seansından 1-2 hafta sonra yapılan kontrollerde taş kırılmamış ise ikinci kez taş kırma işlemi uygulanabilir. Üçüncü seans ise pek tercih edilmez. Taşa müdahale yöntemleri arasında en az zararlı olan yöntem olduğu için; böbrekteki 1 cm’den küçük taşlarda ve böbrekten yeni çıkan üst kanal taşlarında ilk tercih edilen yöntem olmalıdır. Büyük ve sert taşlarda tercih edilmez. İdrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda bu işlem yapılmamalıdır. Bu işlem sonrası idrarda kanama, taş parçalarının düşürülememesine bağlı böbrekte şişme, ağrı, idrar yolu enfeksiyonu ve kanama gibi yan etkiler görülebilir.

Üreterorenoskopi (URS): Böbrek ile idrar kesesi arasındaki kanalda (üreter) bulunan taşlarda tercih edilen bir yöntemdir. Yaklaşık 1,5-2mm kalınlığında olan yarı-sert kameralı cihazlar ile hastanın idrar yaptığı kanaldan (üretra) girilerek idrar kesesine ve buradan da taşın bulunduğu kanala girilir. URS cihazının içerisinden ilerletilen taş kırıcılar ile (lazer veya pnömotik) taş küçük parçalara ufalanır. Ufalanan bu taşları hastanın kendiliğinden düşürmesi beklenir. Kimi zaman ameliyatın bitiminde taşın kırıldığı kanala bir kateter (tel, stent) yerleştirilir. Bu kateter yaklaşık 1 ay sonra çıkarılacaktır.

Fleksibl üreterorenoskopi (f-URS): Bu yöntemde ise URS cihazının kıvrılabilir olanları kullanılır. Sıklıkla böbrekteki taşların ve böbrekten kanala yeni düşmüş olan taşların kırılmasında kullanılır.

Böbrek Taşları Tedavisi

Perkütan nefrolitotomi (PNL): Çocuklarda da böbrek taşlarının kapalı ameliyatında en sık kullanılan yöntemdir. Hastanın sırt bölgesinden böbreğin içerisine doğru bir tünel oluşturularak yapılır. Bu tünel içerisinden gönderilen kameralı aletler ile böbreğin içindeki taşlar görülür ve taşlar bir bütün halinde veya kırılarak aynı yoldan dışarı çıkartılır. URS yönteminden farklı olarak bu yöntemde taşları ameliyat esnasında ameliyatı yapan doktor dışarı almaktadır. Bu yöntemde en sık görülen istenmeyen durum kanama ihtimalinin bulunmasıdır.

Erişkinlerde standart bir PNL ameliyatı 1cm genişliğinde bir tünel içinden yapılırken; çocuklarda yapılan Ultra-mini PNL ameliyatında 0,4 cm genişliğinde tünel ve en son geliştirilen teknoloji sayesinde PNL ameliyatı 0,2 cm genişliğinde ki tünelden (Micro-PNL) de yapılabilir hale gelmiştir. (Resim) Tünel çapı azaldıkça ameliyata bağlı kanama gibi bazı istenmeyen durumların görülme ihtimali çok azalmaktadır. Ayrıca ameliyat sonrası iyileşme süreci çok kısa sürmektedir. Ultra-mini PNL dediğimiz yöntemi biz daha çok 3-14 yaş aralığındaki küçük çocuklarda tercih etmekteyiz. Son birkaç yıldır popüler hale gelen Micro-PNL ameliyatını özellikle çok küçük çocuklarda tercih etmekteyiz. Hatta bu ameliyatı çok kolaylaştıracak bir medikal malzemeyi dünya tıp literatürüne tanıttık ve bu malzemeyi “Microsheath” olarak adlandırdık. Tarif ettiğimiz bu yöntemde “günlük pratiğimizde damardan ilaç vermek için kullandığımız kateteri (anjiokat, inrakat,branül) “Micro-PNL” ameliyatında kullanmaktayız. En anlaşılır haliyle kimi zaman bu ameliyat bir damar yolu açmak kadar kolay olabilmektedir. Bu yöntem de çocuk hasta ameliyattan sonra böbreği için herhangi bir hortum taşımak zorunda kalmamaktadır. Standart bir PNL ameliyatında radyasyonlu görüntüleme yapılırken bizim tarif ettiğimiz bu yöntemde özellikle çocuklarda radyasyon kullanmadan da ultrasonografi ile bu kapalı ameliyat yapılabiliyor.

Böbrek Taşı Nedir? Neden Oluşur?

Böbrek taşı hastalığının sebepleri, şikâyetleri, risk grupları ve tanısında yapılacak olan işlemler hakkındaki bilgilendirmeler “İDRAR YOLU TAŞLARI” bölümünde yer almaktadır. Bu bölümde ise yetişkinlerdeki böbrek taş hastalıklarının tedavisinden bahsedilecektir.

Böbrek Kanseri Nedir?

Böbrek kanseri; böbrekte kötü huylu tümör gelişmesidir. Tıbbi adı renal hücreli karsinomdur. Tümör böbrekle sınırlı ve yayılmamışsa, lokalize böbrek kanseri olarak adlandırılır. Tümör böbrek dışına doğru büyüyerek çevre dokulara, damarlara, böbreküstü beze veya lenf bezlerine doğru uzanmışsa lokal ileri böbrek kanseri olarak adlandırılır. Eğer uzak organlara veya uzak lenf bezlerine yayılım varsa metastatik böbrek kanseri olarak adlandırılır.

Kimler Daha Risklidir?

Şişman (Obez) olanlar

Uzun süreli tansiyon yüksekliği (hipertansiyon) bulunanlar

Ailesinde böbrek kanseri olanlar

Von Hippel-Lindau sendromu hastalığıu bulunanlar

Tuberous sclerozis hastalığı bulunanlar

Uzun süreli bazı ağrı kesicilerini kullananlar

…böbrek kanseri açısından daha riskli kabul edilirler.

Hangi Şikayetler Olur?

Hastaların çoğu 60-70 yaş arasındadır. Ancak son zamanlarda daha genç kişilerde de bu tümörler görülmeye başlamıştır. Böbrek kanserlerinin çoğunluğu hiçbir belirti veya şikayet oluşturmazlar. Sıklıkla tesadüfen yapılan tetkiklerde saptanmaktadırlar. Hastaların ancak %10’unda sırt ağrısı ve kanlı idrar yapma gibi şikâyetler görülmektedir.

Tanı Nasıl Konur?

Böbrek tümörleri çoğunlukla ultrasonografi ile tespit edilir. Tümörün kötü huylu olup olmadığını, tümörün yeri-boyutunu ve komşu organlara yayılımını değerlendirmek için kontrastlı (ilaçlı) bilgisayarlı tomografi(BT) ile görüntülenmesi gerekmektedir. İlaçlı BT çekilemeyen olgularda MR tetkiki ile de görüntüleme yapılabilmektedir.

Nasıl Tedavi Edilir?

Böbrek tümörlerinin tedavisi tümörün evresine ve hastanın yaşına, hastanın genel sağlık durumuna ve hastanın anatomik yapısına göre değişkenlik gösterir. Böbrek tümörlerinin standart tedavisi “Radikal Nefrektomi” ameliyatı ile böbreğin etrafındaki yağ dokusu ile beraber çıkartılmasıdır.(Resim) Özellikle 4 cm den küçük kitlelerde; kitlenin konumu uygun ise “Parsiyel Nefrektomi” ameliyatı ile böbrekte sadece tümörlü alan çıkarılarak böbreğin geri kalan kısmının kurtarılması mümkündür.(Resim) Her iki ameliyat yöntemi de açık yöntemle veya laparoskopik (kapalı) cerrahi yöntemle yapılabilir. Laparoskopik cerrahi açık cerrahiye kıyasla daha çabuk iyileşme sağladığı için tüm dünyada ilk tercih edilen yöntem laparoskopik yöntemdir. Ancak teknik zahmetlidir ve doktorunuzun bu tür cerrahi işlemlerde tecrübeli olması gerekir. 

Böbrek kanserleri nadiren böbreğin idrar depolayan (kalis-pelvis) veya idrar taşıyan kanallarında (üreter) oluşmaktadır. Bu tümörler; böbreğin pelvis renalis tümörü, böbreğin değişici epitel hücreli tümörü veya böbreğin ürotelyal karsinomu olarak ta isimlendirilir. Böbreğin bu tümörlerinde hastalar sıklıkla idrarda kanama şikâyeti ile gelirler. Bu tümör tipi idrar kesesinde (mesane) görülen tümör tipi ile aynıdır. Böbreğin bu kısmında gelişen tümörlerin idrar kesesinde de görülme ihtimali vardır ve bundan dolayı tedavileri daha geniş kapsamlıdır. Bu tümör tipinin tedavisinde böbrek ile beraber böbreği idrar kesesine bağlayan kanal (üreter) ve bu kanalın idrar kesesine girdiği kısım da çıkarılır (Radikal nefroüreterektomi + Mesane cuff eksizyonu). 

Mesane Kanseri

Erkeklerde 7. sıklıkta görülen kanserdir.

Erkeklerde kadınlara göre 4-5 kat daha fazla görülür.

Hastaların %75 inde kanser yüzeyel kalmıştır ve bu sunuda yer alacak videoda belirtilen şekilde kapalı yöntemle ameliyatı yapılır.

Kimler Risk Taşır?

Sigara kullanımı en önemli risktir.

Meslekleri gereği aromatik aminler ve polisiklik aromatik hidrokarbonlar ve klorlu hidrokarbonlara maruz kalanlar (endüstriyel tesisler, boya işleme, boya, metal ve petrol ürünleri).

Ailesinde mesane kanseri bulunanlar.

İçme suyundaki arseniklere maruz kalanlar.

NAT2 yavaş asetilasyon fenotipi olan kalıcı saç boyaları kullananlar.

İyonize radyasyona maruz kalanlar.

Tedavisi

Yüzeyel Tümörler: Kapalı yöntemle kazınarak (TUR-MT) tedavi edilirler

Derin Tümörler: İdrar kesesinin alınması, kemoterapi ve radyoterapi yöntemleri ile tedavi edilirler

Ameliyatı (TUR-MT)

Yaklaşık bir kalem kalınlığındaki metal bir tüp ve bunun içerisinde yer alan kameralı sistem ile idrar yapılan kanaldan; idrar kesesine (mesane) ulaşılır.

Bu kameralı sisteme monte edilen ve elektrik akımı yardımıyla dokuların kesilmesi ve damarların yakılmasını sağlayan bir elektrot bulunur.

Mesanede kanamaya neden olan kitle elektrik akımı yardımıyla ile kesilir ve kanayan damarlar yakılarak kanama kontrol edilir.

Ameliyat boyunca kesilen dokuları ve kanı temizlemek için sıvı kullanılır.

Operasyon bitiminde mesaneye sonda yerleştirilir ve birkaç gün boyunca kalır.

Riskleri

Kan verilmesini gerektirecek kanama oluşabilir (< % 1)

Operasyon sırasında mesane delinebilir, barsaklara hasar verilebilir ve hasar onarımı için cerrahi tedaviye ihtiyaç olabilir. ( < % 1)

Mesanedeki kitlenin alındığı yerden 3 haftaya kadar kanama olabilir. (<%12)

Operasyon alanında ya da idrar yollarında enfeksiyon oluşabilir. Tedavisi antibiyotiklerdir

Dış idrar kanalında (üretra) darlık gelişebilir. ( % 5)

Dış idrar kanalında yaralanma gelişebilir ve bu açık onarıma veya karından geçici bir kateter takılmasına ve operasyonun ertelenmesine neden olabilir.( < % 1)

Ameliyat sonrasında 1/200 oranında ölüm görülebilir.

Obez kişilerde ve sigara içicilerinde yara ve akciğer enfeksiyonları, kalp ve akciğer komplikasyonları ve trombüs (damar pıhtılaşması) açısından risk artmıştır.

Prostat Nedir?

Prostat idrar kesesinin (mesane) alt kısmında veya idrar kesesinin çıkışında bulunan ve idrarı dışarıya atan dış kanalın (üretra) etrafını saran bir bezdir. Yalnızca erkeklerde bulunur. Aynı zamanda semende bulunan bazı sıvıları salgılar. Prostat, erkeklerin boşalması (ejakülasyon) sırasında semenin dışarı atılmasına yardımcı olan düz kas liflerini de içerir. Normal bir prostat dokusunun hacmi 15-25ml arasındadır.

Ne Zaman ve Nasıl Büyür?

Erkekler yaşlandıkça (> 50 yaş) prostat dokusu da yavaş bir şekilde büyür. Prostatın bu büyümesinde en önemli etken erkeklerde oluşan hormon değişiklikleridir. Prostatın büyümesinde en önemli durum; bu büyümenin prostat kanserine bağlı olup olmadığının bilinmesidir. İyi huylu prostat büyümesi farklı kaynaklarda selim prostat büyümesi, benign prostat büyümesi (BPH) gibi isimlerle de anılabilir. Prostat dokusu büyürken idrar kesesinin çıkışına veya dış idrar kanalına (üretra) bası yapmaya başlar. Bunun sonucunda idrarın atıldığı kanal daralmaya başladığı için idrar akışında engelleme oluşur. Bu durumda hastada idrar yapma ile ilgili şikâyetler başlar.

Belirtileri Nelerdir?

Prostat büyümesiyle oluşan şikâyetlere alt idrar yolları şikâyetleri (AÜSS) denir. Bu durum her hastada aynı şikâyetlerle sonuçlanmaz. Prostat büyüklüğü ile şikâyetlerin şiddeti arasında her zaman doğru orantı olmaz. Yani kimi zaman çok büyük prostatı olanlar hastalarda az şikayet görülebilirken; çok küçük prostat olanlarda ciddi şikayetler görülebilir. Bu şikâyetler idrar yapma işleminin farklı aşamalarında (depolama, işeme, işeme sonrası) oluşabilir.

Mesanede idrarının tutulması (depolama)aşamasındaki şikâyetler

Normalden daha sık idrar yapma ihtiyacı

Gece idrar yapmak için uyanma ihtiyacı

Ani idrar yapma ihtiyacı ve bu ihtiyacın ertelenememesi

İstemsiz idrar kaçırma

İdrar yapılması (işeme)aşamasındaki şikâyetler

Zayıf akımlı idrar yapma

Çatallı ve dağınık idrar yapma

Kesik kesik idrar yapma

Ikınarak idrar yapma

İdrar yapmaya başlamadan önce bir müddet bekleme

İdrar yapmanın çok uzun sürmesi

İşeme sonrası oluşan şikayetler

İdrar kesesinin tam boşalmadığı hissi

İşeme sonrası iç çamaşırına istemsiz idrar kaçırma

Tanı

Yukarıda bahsi geçen şikayetlere yol açabilen birçok ürolojik hastalık (idrar yolu enfeksiyonu, üreter taşı, mesane tümörü, üretral darlık, v.b…) olabileceği için hekim tarafından detaylı bir sorgulama (anamnez) yapılır. Tanı için gereken tetkikler bu sorgulama ile şekillenir.

İyi huylu prostat büyümesi düşünülen hastalarda öncelikle idrar testi yapılarak idrarzda enfeksiyon veya kan olup olmadığına bakılır. Bununla beraber şikâyetlerin şiddetini, ne kadar sıklıkta olduğunu ve yaşam kalitesini ne kadar etkilediğini öğrenmek için bir sorgulama formu da doldurulabilir (Uluslararası Prostat Semptom Skoru=IPSS).

Prostatın büyümesinin prostat kanseri kaynaklı olup olmadığının anlaşılması için kan testi ve prostat muayenesi yapılmalıdır. Kan testi ile prostat-spesifik antijen (PSA) düzeyine bakılır. PSA, prostat tarafından üretilen bir proteindir ve erkeklerde iyi huylu prostat büyümesinde, prostat iltihabında ve prostat kanserinde yükselebilir. Kandaki yükseklik düzeyine göre prostat kanseri şüphesi ile ilgili değerlendirme yapılır. Parmakla rektal muayene ise; hastanın büyük tuvaletini yaptığı bölgeden (makat) parmak ile yapılan bir muayene şeklidir. Bu muayenede prostatın büyüklüğü ve sertliği değerlendirilir. Muayenede aşırı sert olan prostat dokusunda kanser şüphesinden bahsedilir.

Üroflowmetri, idrar günlüğü, ürodinamik değerlendirme ve sistoskopi gibi tanı testleri özellikli durumlarda yapılmakta olup bu testin gerekliliğine hekim karar verecektir.

Tedavi (Hafif Derecede Şikayeti Olanlar)

Yapılan değerlendirme sonucunda şikâyetlerin hafif derecede olduğu ve yaşam kalitesini bozmadığı saptanırsa bekle-gör denilen bir yaklaşım uygulanır. Bu yaklaşımda hastalara yaşam tarzında bazı değişiklikler ve düzenlemeler önerilerek; hastalar belli periyotlarla kontrole çağrılır. Bu öneriler;

Gece idrara kalkmamak için akşamları daha az sıvı tüketilmeli. Uykudan 2 saat önce sıvı alımı bırakılmalı. Uzun yolculuklar öncesinde veya sırasında sıvı alımı azaltılmalı.

Daha fazla idrar üretimine ve idrar kesesinde hassasiyete yol açacağı için alkollü ve kafeinli içeceklerden uzak durulmalı.

Haftada 2 veya 3 kez spor yapılmalı. Hareketsizlik idrar yapmayı güçleştirecek ve idrar yapamamaya (üriner retansiyona) sebep olacaktır.

Dengeli ve çok yönlü beslenilmeli.

Alt karın bölgesi her zaman kuru ve sıcak tutulmaya çalışılmalı. Soğuk ve nem idrar yapma ihtiyacını artırır ve idrar yolu enfeksiyonuna sebep olabili>

Her idrar yapıldığında mesane tam boşaltılmalı. Oturarak idrar yapmak tercih edilmeli.

İşeme sonrası idrar kesesinin tam boşalmadığı hissediliyorsa, 5 dakika sonra tekrar idrar yapmak denenmeli.

İşeme sonrası yumurtalığın alt kısmından parmaklarla idrar kanalı (üretra) üzerine basınç uygulanmalı ve penis tabanından baş kısmına doğru sıvazlanarak idrarın son damlalarının dışarı atılması sağlanmalı.

Sıkışma hissi olduğu zaman, hasta idrarını bir müddet “bekletmeye ve tutmaya” çalışmalı. Böylelikle idrar kesesinde daha fazla idrar biriktirme sağlanabilir ve idrar yapma sıklığı azaltılabilir.

Kabız olunmamalı ve bunun için beslenme tarzında düzenleme yapılmalı.

Soğuk havaya aniden maruz kalmaktan sakınılmalı ve alt karın bölgesi sıcak tutulmalı.

Orta-İleri Derecede Şikayeti Olanlar

İyi huylu prostat büyümesinde şikâyetler hastayı rahatsız edici düzeyde ise ve hastanın yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiliyor ise değişik ilaç tedavileri önerilir. Bu ilaçların hangisinin kullanılacağına; hastanın şikayetleri, prostat büyüklüğü ve hastanın hikayesine göre karar verilir. Kullanılan ilaçlar;

Bitkisel ilaçlar

Alfa-blokerler (prostat ve mesane çıkışını gevşetir)

5 Alfa-redüktaz inhibitörleri (5ARI) (40 gr dan büyük prostatları küçültür)

Muskarinik reseptör antagonistleri (MRA) (idrar çıkma sıklığını azaltır)

Fosfodiesteraz 5 inhibitörleri (PDE5) (sertleşme problemini de düzeltir)

Bu ilaçların kombinasyonları (hekim tarafından belirlenir)

Bitkisel ilaçlar konusunda bir standardizasyon olmadığı için; özel bir öneri yapılamaz. Bunun dışında kalan ilaçlar üroloji doktoru tarafından düzenlenir ve kombine edilir. Medikal tedavi başlanan hasta belirli periyotlarla kontrole devam etmelidir. Hasta ilaç tedavisinden fayda gördüğü sürece tedavisine devam edilir.

Cerrahi Müdahale

İyi huylu prostat büyümesinin tedavi seçeneklerinden birisi de prostat dokusunun ameliyatla alınmasıdır. Kimlere ameliyat düşünülür;

İlaç tedavisi almasına rağmen şikayetleri kötüleşenlere

Prostat büyümesi ile beraber aşağıdaki durumları olanlara

Böbrek yetmezliği

Böbreklerde genişleme

İdrar yapamama (üriner retansiyon)

Tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonu

İdrar kesesi (mesane) taşı

strong>İdrarda tekrarlayan kanama

 İlaç tedavisi yerine cerrahi tedaviyi tercih edenlere

Prostat ameliyatlarında uygulanan farklı ameliyat ya da müdahale yöntemleri vardır. En sık kullanılan ameliyat yöntemleri:

Transüretral prostat rezeksiyonu (TURP)

Transüretral prostat insizyonu (TUIP)

Açık prostatektomi

Lazer tedavileri

Transuretral Prostat Rezeksiyonu (TURP)

İyi huylu prostat büyümesinin standart tedavi yöntemidir. Cerrahi yöntemler içerisinde en sık kullanılan ve en çok önerilen yöntemdir. Prostat büyüklüğü 30-80 gr arasında olan hastalarda tercih edilir. Yaklaşık 80 yıldır kullanılan bu yöntem son yıllarda yapılan teknolojik yeniliklerle (bipolar, plazmakinetik v.s.) kullanımı daha da artmıştır. Hastanın idrar yaptığı kanaldan yerleştirilen kameralı alet ile (rezektoskop) prostat ve idrar kesesi değerlendirilir. Bu cihazın bir parçasının ucundaki tele “yüksek frekanslı elektrik akımı” verilerek prostat dokusu kapalı olarak küçük parçalar halinde kazınır.

Bu işlemden sonra hasta 2-3 gün sondalı kalır. Bu ameliyatlardan sonra sıklıkla meni dışarı atılamayıp idrar kesesine kaçar (retrograd ejakülasyon). Hastaya zararı olmayan bir durumdur ve idrar kesesine kaçan meni idrarla atılır. Bu ameliyatlardan sonra az sıklıkla da olsa idrar yolunda daralma, idrar yolu enfeksiyonu, idrar yapamama ve idrar kaçırma gibi istenmeyen durumlar oluşabilir.

Transuretral Prostat İnsizyonu (TUIP)

Bu yöntem; ciddi tıkanıklık yakınması olmayan, prostatı 35 gramdan küçük ve genç erkeklerin tedavisinde kullanılır.  Yukarıda anlatılan yöntemde kullanılan aletler kullanılır ancak prostat dokusunun temizlenmesi yerine; idrar kesesinin hemen bursaçıkış deliği bölgesinden prostata doğru kesi yapılır. İlaç tedavisi ile benzer sonuçları olduğu için çok nadir uygulanır. Yukarıda belirtilen ameliyat yöntemine göre istenmeyen etkiler daha az görülür.

Açık Prostatektomi

Prostatı 80 gramdan daha büyük olan hastalarda, prostat büyümesi ile beraber idrar kesesinde taş bulunan hastalarda ve uzun süren prostat hastalıklarından sonra idrar kesesinde divertiküller bulunan hastalarda uygulanabilecek bir açık ameliyat yöntemidir. Karnın alt kısmından yapılan kesi ile idrar kesesine ulaşılır ve idrar kesinin içerisinden prostat dokusu bir bütün halinde çıkartılır. Günümüzde uygulanma sıklığı azalmıştır. Bu ameliyattan sonra hastada sonda yaklaşık 1 hafta kalır. Bu ameliyatlardan sonra da sıklıkla meni dışarı atılamayıp idrar kesesine kaçar. Bu ameliyatlardan sonra az sıklıkla da olsa idrar yolunda daralma, idrar yolu enfeksiyonu, idrar yapamama ve idrar kaçırma gibi istenmeyen durumlar oluşabilir

Lazer Tedavisi

Son zamanlarda kullanımı yaygınlaşan bir yöntemdir. Çok az kanamaya sebep olduğu için, diğer hastalıklarından dolayı kan sulandırıcı ilaçlar kullanan hastalarda tercih edilir. TURP ameliyatında kullanılan aletlere benzer aletler kullanılır ancak prostat dokusunu ortadan kaldırmak için lazer dediğimiz ışık kullanılır. Bu ameliyat iki şekilde uygulanmaktadır. Birincisinde prostat dokusu buharlaştırılmakta (vaporizasyon) iken ikinci yöntemde ise prostat dokusu buharlaştırılmadan kapsülünden uzaklaştırılmaktadır. Diğer tedavi yöntemlerinde görülen istenmeyen etkilere bu yöntemde de rastlanmaktadır. Farklı olarak bu yöntemde ameliyattan sonra bir müddet süren ağrılı idrar yapma şikâyetleri olmaktadır.

Ameliyattan Sonra

Birkaç gün idrar kanlı olabilir.

Birkaç hafta süren ani sıkışıklık, idrar kaçırması ve idrar yaparken ağrı şikâyeti olabilir.

2-3 hafta cinsel ilişkiden kaçınılmalı.

4-6 hafta boyunca:

Hergün 1-2 litre özellikle su içilmeli

5 kilogramdan daha ağır yük kaldırılmamalı

Ağır egzersiz yapılmamalı ve bisiklete (at, eşşeğe v.s…) binilmemeli

Termal banyolara ve saunaya girilmemeli

Diyet düzenlenerek kabız kalınmamalı

Daha önce kullanılan ilaçlar doktora danışarak başlanmalı

İşeme ile ilgili şikayetlerdeki beklenen düzelme 6-8 hafta sonra oluşur.

İyi huylu prostat nedeniyle yapılan ameliyatlardan sonra patoloji sonucu iyi huylu gelse bile “prostat kanseri” için risk devam eder. Bu nedenle belirli zaman aralıklarıyla kanda PSA bakılmasına devam edilmelidir.

İyi huylu prostat büyümesi nedeniyle yapılan ameliyatlarda prostat dokusu tamamen temizlenemediği için; ilerleyen süreçlerde prostat ile ilgili şikayetler tekrar edebilir.

Üretra Darlığı Nedir?

Böbreklerimiz tarafından oluşturulan idrar; böbrekten çıktıktan sonra üreter dediğimiz kanal aracılığı ile idrar kesesine ulaşır. İdrar kesesinde bir müddet biriken idrar yeterli doluluk oluştuktan sonra üretra dediğimiz dış kanal aracılığı ile vücudumuzdan dışarı atılır. Üretra vücudumuzdaki idrarın dışarı atılmasında rol alan en son yolaktır. Erkeklerde ayrıca meninin dışarı atılması da bu yolakla sağlanır. Üretranın penis içinde bulunan dış kısmına “distal üretra”, daha içerde prostatın içinde bulunan iç kısmına ise “proksimal üretra” denir. Travma ve enfeksiyon gibi nedenlerden dolayı idrarın dışarı atılamaması ve yavaşlaması durumuna “üretral darlık” denir.

Sebepleri Nelerdir?

Üretra darlığı hemen hemen her zaman erkeklerde görülür. En sık sebepleri; travma (yüksekten düşme, trafik kazası, ateşli-silahlı yaralanma) cinsel yolla bulaşan hastalık, taş ve hastanede yapılan müdahalelere (endoskopik ameliyatlarda üretra mukozasının zedelenmesi) bağlı zedelenmedir. Kimi zaman kapalı prostat ameliyatından sonra (TUR-P) veya sonda uygulanmasından sonra da görülebilir. Ancak hastaların önemli bir kısmında herhangi bir sebep bulunamayabilir (idiopatik).

Şikayetleri Nelerdir?

Bu hastalarda; idrar yaparken zorlanma-ağrı, boşalma esnasında ağrı, idrar damlaması, idrar yaparken penisde şişme, idrar yolu enfeksiyonu, testislerde ağrı-enfeksiyon, idrarda veya menide kan görülmesi gibi şikayetler görülebilir.

Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Üretral darlığın tedavisinde sıklıkla 3 yöntem uygulanmaktadır. Dilatasyon yönteminde dar olan kısım normal kabül edilen genişliğe kadar; sonda benzeri malzemeler kullanılarak genişletilir. Bu işlem poliklinik şartlarında, genel anestezi uygulanmadan uygulanabilir. Bu genişletme işleminin belirli periyotlarla tekrarlanması gerekebilir. Darlığın tekrarlama riski yüksektir. İşleme bağlı olarak kanama ve enfeksiyon görülebilir. Üretrotomi yönteminde ise dar olan bölge kameralı aletlerin gözetiminde endoskopik bıçak veya lazer kullanılarak kesilip genişletilir. Genellikle anestezi altında uygulanır. İşlem sonrasında hastaya foley sonda uygulanır. Sondanın hastada kalma süresine hekim karar verecektir. Sonda çıkarıldıktan sonra belirli periyotlarla genişletme (dilatasyon) işlemi uygulanabilir. İşleme bağlı olarak kanama ve enfeksiyon görülebilir.

Üretroplasti denilen yöntemde ise açık cerrahi yöntemle dar olan bölge çıkarılmaktadır. Anestezi altında yapılır ve özellikle ilk iki yöntemle düzelmeyen ciddi darlıklarda ve uzun mesafeli darlıklarda tercih edilen bir yöntemdir. Bir veya iki aşamalı yöntemle yapılabilir. Yeniden darlık gelişme riski daha azdır.

Ameliyattan Sonra

Ameliyattan sonra hastaya uygulanmış olan sonda hekimin belirlediği zamanda çıkartılır. Üretra darlığı tüm yapılan yöntemlere rağmen sıklıkla tekrarlayabilen bir hastalıktır. İlerleyen süreçte kesik kesik idrar yapma, idrar yaparken zorlanma ve ince idrar yapma gibi şikayetler başlayınca gecikmeden tekrar hekime görünmek gereklidir. Eğer ameliyatı yapan hekim belirli aralıklarla (hafta bir kez veya birkaç kez) dilatasyon önermiş ise mutlaka bu programa uyulmalıdır.

 

Paylaş:
Sizi (Aynı Gün) Arayalım