Psikoloji

Psikoloji

Oyun Terapisi

 ”Çocukların oyunu oyun değil, onların en ciddi uğraşıdır.” sözünde belirtildiği üzere oyunun çocukların hayatında önemli bir yeri vardır. Çocuklar için oldukça ciddi ve önemli olan oyun, çocuk terapisinde çocuğun ruhsal durumuna dair bilgiler elde etmekte eğlenceli ve yetkin bir araçtır. Oyun; çocuğa kurallara uymayı, sorumluluk almayı, iş birliğini ve diğer insanlara saygılı olmayı öğretir. Ayrıca girişimci olma, tehlikeyi göze alma, karar verme ve problem çözme yeteneğinin gelişmesine yardımcı olan önemli bir unsurdur. Bunların yanı sıra oyun çocuğun kendisine güvenini geliştirme, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamada, kendi kendine yeterli olabilme gibi nitelikler kazandırır. Bu sebeple çocuklarla çalışırken çocuğun kendini en iyi ifade etme biçimi olan oyun terapisini tercih ederiz. Oyun terapisinin aşağıda sıralayacağımız işlevleri çocuklardaki kaygı bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, davranış sorunları, akran zorbalığı, kardeş kıskançlığı, uyku sorunları ve gelişimsel bozukluklar gibi birçok çocukluk çağı probleminin tedavisinde başarılı sonuçlar ortaya koymaktadır.

Oyun terapisinin bedensel değeri: Çocuğun kas sistemini geliştiren aktif oyun, aynı zamanda çocukta biriken enerjinin boşalmasını sağlar. Bu enerjinin harcanmaması çocuğun nörotik, içe dönük ve alıngan bir yapıya sahip olmasına neden olabilir.  

Oyun terapisinin iyi edicilik niteliği: Çocuğu tanımada değerli bir araç olan oyun, onun günlük yaşamdan çevresinden aldığı uyaranların oluşturduğu gerilimden kurtulmasını sağlar. 

Oyun terapisinin eğitimsel değeri: Çocuk çeşitli biçim ve boyutlardaki oyun malzemesiyle oynaya oynaya renk, boyut ve objelerin anlamlarını kavrar. Oyun, çocuğun içinde bulunduğu yaşamı kavramasını, gerçekle gerçek olmayanı ayırabilmesini öğretir.  

Oyun terapsinin toplumsal  değeri: Oyun, çocuğa iş birliğini ve toplu yaşam için gerekli kuralları öğretir. Oyun yoluyla sosyalleşen “ben” ve “başkası” kavramlarının bilincine varan çocuk, vermeyi ve almayı da oyun aracılığıyla öğrenir.  

Çocuk sağlığına oyun terapisinin katkısı: Oyun çocuğun fiziksel, zihinsel, dil ve sosyal kapasitesinin gelişmesine fırsat vererek toplum içindeki sosyal rolünün, özdeşiminin ve kendini diğer bireylerden ayıran özelliklerin farkına varmasını sağlar. Çocuk oyun sırasında kendisiyle ve çevresiyle ilgili bilgileri ifade etme olanağı bulur.

Okul Fobisi

Bir tür ayrılma kaygısı olan Okul fobisi, çocukların okuldan korku duyarak gitmek istememesi olarak tanımlanabilir.  Çocuk okula gitmek istemez veya anne ve babalarının yanından gidince ortaya çıkan boğucu kaygı sebebiyle büyük zorluklar yaşayarak okula giderler.

Çocuklardaki kaygı nedensiz bir şekilde meydana gelmez. Okul fobisini oluşturan kaygının temelinde çekirdek bir korku vardır. Bu korkuyu bulup buna yönelik çalışmak gerekir. 

Okul Fobisinin Belirtilerini Genel Başlıklar Olarak Şu Şekilde Sıralayabiliriz:

• Aşırı gergin ve huzursuz olma

• Evden ayrılmada güçlük gösterme (Ayrılık kaygısıyla bağlantılı şekilde)

• Fiziksel olarak karın ağrısı (Genelde aile tarafından inanılmasa da korkunun bir sonucu olarak çocuklarda fiziksel ağrılar meydana gelebilir).

• Okul zamanı geldiğinde mide bulantısı yine fiziksel etkilenmelerdendir.

• Uyku problemleri

Çocuklarda Özgüven Sorunları

Kişilik gelişiminin ve egonun özünü oluşturan özgüven kavramı,kişinin kendini çevresinden ayırt etmeye başladığı ilk zamanlarda gelişmeye başlar ki bu da çocukluk dönemine denk gelmektedir. Yetişkin ve ergenlerde görülen özgüven eksikliğinin temeli çocukluğa dayanır. Bir kişide özgüven eksikliği varsa, o kişi istediklerini yapabilme, ayakları üzerinde durabilme, strese karşı dayanıklılık gösterme ve sağlıklı ilişkiler kurabilme noktalarında problem yaşar. Buna alınacak en güvenilir önlem ise çocukluk döneminde bu durumun fark edilmesi ve geliştirilmesi için harekete geçilmesidir. Çocukların özgüven eksikliğinin nedenlerini yakalayıp sürece oradan başlatmak gerekir. Başarma duygusunu yaşatabilmek için  her çocuğun kendi yapabileceklerine odaklanmalı ve kendilerini yetersiz, utangaç hissetmelerinin önüne geçmek gerekmektedir.

Çocuklarda Davranış Bozukluğu

Çocuklar bazı durumlarda hislerini nasıl ifade edeceklerini bilemediklerinde ufak tefek agresyon belirtileri gösterirler. Bu bir yere kadar normal görebileceğimiz, içsel çatışmalarını çözemediğinden bunların dışa vurumu olarak değerlendirebileceğimiz davranışlar, eğer sürekli aşırı ve devamlı bir şekilde sergileniyorsa burada artık ciddi bir şekilde önlem almamız gerekebilir. Saldırganlığın, yalan söylemenin, inatçılığın, hırçınlığın, çalma davranışı ve küfürlü konuşmanın bir çok sebebi olabilir, en sık görülen ve geçerli kabul edilen ailede şiddetin uygulanması ve kabul görmesi, bir problem çözme yolu olarak şiddetin görülmesi, bununla birlikte çocuğun duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edememesi, kendini değersiz hissetmesi gibi etkenlerden bahsedebiliriz.Burada tabi ki en önemli rol aileye düşmektedir. Anne babanın bir uzman yardımıyla aile içindeki dinamikleri incelemesi, çocuğun öfke patlamalarına neyin sebep olabileceğinin değerlendirmesi, bunun yanında çocuğu sakinleştirmek için, onunla doğru iletişim kurabilmek için ne yapılması gerektiğinin belirlenmesi oldukça kritiktir.

Aileyi de bu sürece ortaketmemiz, onların farkındalığınıarttırmak,davranış ve yaklaşımları konusunda bilinçlendirmemiz gerekir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

DEHB çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları bölümlerine yapılan başvuruların en sık nedenlerinden biridir. 

Dikkat bozukluğu; sıklıkla okulda/işte detayları atlamak, dikkati sürdürmede yetersizlik, konuşma esnasında dinlemez görünme (aklı başka yerde), görevin sonunu getirememe ve ya erteleme, eşyalarını kaybetme, dış uyaranlardan kolayca etkilenme ve dağılma gibi, günlük işlerde unutkanlık gibi belirtilerle ortaya çıkar.

Hiperaktivite/dürtüsellik ise; huzursuz bir şekilde el ve ayaklarda kıpırdama, sık yer değiştirme, uygun olmayan yerlerde sıklıkla dolaşma veya tırmanma,sessiz sakin usluca boş duramama, uzun süre yerinde duramama, rahat olamama hali (restoranda, buluşmalarda bir süre

sonra kıpırdanma vb.), genellikle aşırı derecede konuşma (dinleyememe), soru tamamlanmadan cevap verme (sohbetlerde sabırsızlık), sıra beklemekte genellikle zorluk yaşama; bölme, dalma (izin almadan, konuşma, oyun, iş vb.) gibi belirtilerle karakterizedir.

Bu belirtilerin görülmesi başta okul başarısı olmak üzere çocuğun yaşamsal işlevselliğinde birçok durumu etkilemekte; davranış sorunlarını beraberinde getirmektedir.

Depresyon

Yoğun olarak hissedilen üzüntü ve keder haline; karamsarlık, halsizlik, çaresizlik, umutsuzluk ve anhedoni(haz yitimi, hayattan zevk alamama) durumlarının eşlik ettiği ruhsal çöküntü tablosu depresyondur.

Depresyon yıkımla seyreden bir hastalıktır. Günümüzde tedavi edilmeyen depresyonun kronikleştiği, atak sayısı arttıkça yıkımın da arttığı bilinmektedir. Tedavi edilmeyen depresyon kişiye direkt ya da indirekt zararlar vermektedir. Depresyon alkol ve madde kullanmaya eğilimi arttırmaktadır. Depresyona bağlı intiharlar ölüm sebepleri arasındadır. Depresyon birçok medikal hastalığın oluşumuna katkıda bulunmakta ya da mevcut bir hastalığı kötülştirmektedir. İnsanlar arası ilişkilerin iyice azaldığı, toplumsal ve ekonomik yapının kişileri yalnızlığa itecek şekilde dönüşüm gösterdiği günümüzde depresyon belirtleri kaçınılmaz olmaktadır. Depresyonun kendisi de insanlar arası ilişkileri bozduğu için bir kısır döngü meydana gelmekte, durum daha da kötüye gitmektedir. Depresyonun ruhsal buhran yaratıcı etkisi ciddi boyutlara ulaşıp günlük hayattaki işlevselliğimizi ele geçirmeden terapötik müdahalelerde bulunmak oldukça önemlidir.

Sınav Kaygısı

Sınav kaygısı; bir değerlendirme öncesi ya da sırasında değerlendirmenin olası olumsuz sonuçlarına yönelik ortaya çıkan duygusal, fizyolojik ve davranışsal tepkiler olarak tanımlanmaktadır. 

Sınav kaygısının; sınav performansı, akademik başarı, motivasyon, stres düzeyi ve genel iyi oluş haline yaptığı olumsuz etkiler bir çok çalışmada gösterilmiştir. 

Belirli düzeyde kaygı bizi motive eder ve performansımızı artırır/Bu düzeyden sonra olumsuz etkiler ve performansımız düşer.

Sınav kaygısının bilişsel ve duygusal bileşenleri vardır.

Bilişsel bileşenleri; Potansiyel ve performansa ilişkin olumsuz düşünce, inanç, beklenti, bakış açısı ve yorumlar oluşturur.

Duygulanım bileşenlerini ise; 

Rahatsız edici bedensel uyarımlar; bedenden gelen ve bedenin her zamanki işleyişin dışına çıktığı mesajı) ve 

Duygular; korku, heyecan, huzursuzluk, sıkıntı oluşturur.

Bu bileşenlerin ardında yatan gelişimsel faktörleri, bireysel faktörleri, Aile /okul/ çevre etkisini ve toplumsal etmenleri ortaya koyarak bilişsel ve davranışçı tekniklerle sınav kaygısını yenmek mümkündür.

Öfke Kontrol Sorunları

Öfke insan deneyiminin doğal bir parçasıdır. İnsan sinir sistemi, öfke deneyimi ile direkt olarak bağlantılıdır ve öfke temel insan duyguları arasında sayılır. Mizaçla ilintili, nörolojik, hormonal ve diğer fizyolojik süreçler öfke deneyimi ve ifadesine kesin olarak katkıda bulunmaktadır.

Öfke değişen ve dönüşen bir duygudur. Var olan bir kaygının ya da korkunun değişim geçirmiş hali olabilir. Öfkenin aslında hangi duygunun dışa vurumu olduğunu ortaya koymak öfke kontrol sürecinin temelini oluşturur.

Bilişsel müdahaleler, öfkeye neden olan düşünce ve görüntüleri, işlevsel olmayan ailesel ve kültürel varsayımları, yanlı değerlendirme, bilgi işleme vb. süreçleri kapsar. Danışanlara öfkeye neden olan bilişleri tanımlamalarında ve onları daha gerçekçi olanlarla değiştirmelerinde yardımcı olunur. Bilişsel yeniden yapılandırma ve problem çözümü müdahaleleri, öfkenin bilişsel elemanlarına odaklanır. Terapist öfkeyi azaltan bir iç diyaloğun ve imgelemin geliştirilmesinde ve kişinin tetikleyici olaylarda sakinliğini koruyup, amaç odaklı hareket etmesinde danışana yardımcı olur. Terapide bu bilişsel baş etme becerileri prova edilir ve daha sonra ödevler aracılığı ile gerçek hayata genellenir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk

Obsesif-Kompulsif bozukluk (OKB) kişinin sosyal ve mesleki işlevlerinde belirgin bozulmaya yol açan, rahatsız edici, benliğe yabancı yineleyici ve bunaltı oluşturan düşünceler (obsesyon) ve bunaltıyı gidermek için yapılan yineleyici davranış yadazihinsel eylemlerle (kompulsiyon) ortaya çıkan ruhsal bir rahatsızlıktır.

Obsesyon kişinin kendisini bilinç içeriğinden kurtaramadığı noktada ortaya çıkar. Kişinin aklından atamadığı aklına ısrarla gelen düşüncelerdir. Obsesyonlar eyleme dönüştüklerinde kompulsiyon adını alırlar. 

Yaygın obsesyonlar şöyledir:

• Kirlerden veya mikroplardan kaynaklanan kirlerden korkma 

• Başka birine zarar verme korkusu 

• Bir hata yapma korkusu 

• Utanma veya sosyal olarak kabul edilemez bir tavır içinde davranma korkusu 

• Kötü veya günahkâr düşünceleri düşünme korkusu 

• Aşırı şüphe ve sürekli güvenceye duyulan ihtiyaç 

Sık karşılaşılan kompulsiyonlar (zorunluluklar) ise şunları içerir:

• Tekrar tekrar banyo yapmak, duş yapmak veya ellerinizi yıkamak 

• Sarsmak veya dokunmatik kapılara dokunmaktan kaçınma 

• Kilit veya soba gibi şeyleri tekrar tekrar kontrol etmek 

• Rutin görevleri yerine getirirken zihinsel veya yüksek sesle saymak 

• Sürekli olarak belirli bir şekilde şeyler düzenlemek 

• Gıdaları belirli bir düzende yemek 

• Kelimelerde, imgelerde veya düşüncelerde sıkışan, sıkışmayacak ve uykuyla etkileşime girebilecek durumda kalmış olmak 

• Belirli sözcükleri, cümleleri veya namazı tekrarlama 

• Görevleri belirli sayıda yerine getirmek zorundayız 

• Görünür bir değere sahip olmayan eşya toplamak veya depolamak

OKB ilaç, bilişsel davranış terapisi veya her ikisi ile başarıyla tedavi edilebilir. Devam eden tedaviyle birlikte, çoğu insan semptomlardan uzun süreli rahatlama sağlayabilir ve normale veya normale yakın işleyişine geri dönebilir.

 

 

 

Paylaş:
Sizi (Aynı Gün) Arayalım