Göğüs Hastalıkları

Göğüs Hastalıkları

Koah

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı'nın baş harflerinden oluşturulmuştur. Sigara, zararlı partikül veya gazlara ciddi maruziyetin neden olduğu havayolu ve/veya alveoler anormalliklere bağlı kalıcı hava akımı kısıtlanması ve solunumsal semptomlarla karakterize, yaygın, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. KOAH’ın, karekteristik özelliği olan kronik hava akımı kısıtlanması, her birinin göreceli katkısı kişiden kişiye değişen küçük hava yolu hastalığı (obstrüktif bronşiyolit) ve parankim yıkımının (amfizem) birlikteliği sonucu gelişir. Dispne, kronik öksürük ve/veya balgam çıkarma yakınmasına sahip olan olgularda ve/veya hastalık için risk faktörlerine maruz kalan kişilerde KOAH araştırılmalıdır. Klinik bulgular varlığında post-bronkodilatatör FEV1/FVC<%70 olması kalıcı hava akımı kısıtlılığını gösterir ve KOAH tanısı için gereklidir. Kronik ve ilerleyici nefes darlığı öksürük ve balgam çıkarma KOAH için en önemli semptomlardandır.

Tedavi ve hastalığın ilerlemesini engellemek için sigaranın bırakılması en önemli şarttır. Verilecek tedavi ile hastalığın ilerlemesi durdurulacak, ölüm nedeni olan atakların önüne geçilecektir.

Akciğer Kanseri

Akciger kanseri her iki cins için de küresel olarak kansere bağlı ölümlerin en sık nedenidir. Ülkemizde erkeklerde en sık görülen kanser tipi olup 100 bin’de 52 oranında gözlemlenmektedir.

Sigara içen kişilerde, öksürük, kanlı balgam, var olan balgam tipinin renginin değişim ve miktarının artması, göğüs ağrısı, halsizlik iştahsızlık, kilo kaybı gibi durumlarda akciğer kanseri varlığından şüphelenilir. Tanısı için akciğer grafisi ve gerekirse tomografi ile bronkoskopik olarak veya cilt üzerinden iğne ile biyopsi alınması gerekir.

Hastalığın tedavisi, hastalığın evresine göre değişen planlarda cerrahi, kemoterapi ve radyoterapi seçeneklerinin birinin veya kombine uygulanması şeklindedir. Son zamanlarda immün hücre tipi genetik etkileşimleri ile hastalara yeni tedavi olasılıkları doğmaktadır.

Astım

Astım, doğrudan ya da dolaylı uyaranlara karşı gelişen hava yolu aşırı duyarlılığı ile ilişkili kronik hava yolu inflamasyonu ile karakterize heterojen bir hastalıktır.  

Hırıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma ve/veya öksürük gibi solunum semptomları ve ekspiratuar hava akımı kısıtlılığı ile birlikte tanımlanır. Semptomlarla birlikte hava akımı kısıtlılığı ve yoğunluğu da karakteristik olarak zaman içinde değişkenlik gösterir. Bu varyasyonlar genellikle alerji veya irritanlar, egzersiz, hava değişimi veya solunum enfeksiyonları gibi çeşitli faktörlerle tetiklenir. Şikâyetleri ilaçlarla veya kendiliğinden düzelir. Hastalık genetik ve çevresel faktörlerle etkileşim içindedir. Alerjik ve non alerjik olarak ikiye ayrılır. Tanısı ve semptomları, şikâyetlerinin varlığına, akciğer grafisi solunum fonksiyon testleri ve alerji testleri ile konur. Hastalığın tedavisi hastalığın allerjik olup olmadığına,  hastalığın ağırlığına ve seyrine göre değişir. Genelde inhaler tedavi ilk tercih olup oral destek tedavileri de mevcuttur.

Solunum Fonksiyon Testleri

Hava yolu obstrüksiyonu tanısı amaçlı kullanılan testlerdendir. KOAH,  astım gibi hastalıkların hava yolu tıkanıklığı ile seyreden hastalıkların tanı ve ayırıcı tanılarında kullanılır. İyi eğitim almış teknisyenler ile kalibre edilmiş cihazlarla yapılması gereklidir. Ölçümlerinin beklenen değerleri popülasyondan elde edilen yaş, cinsiyet ve boy parametrelerine göre belirlenir.

Pnömoni/Zatürre

Pnömoniler, öncelikli olarak alveoller olarak bilinen mikroskobik hava keselerini etkileyen akciğerin iltihaplanma durumudur. Genellikle, virüsler veya bakteri ve daha az yaygın diğer mikroorganizmaların enfeksiyonu, bazı ilaçlar ve otoimmün hastalıklar gibi diğer durumlardan kaynaklanır. Tüm dünyada hekim başvurularının, tedavi giderlerinin, iş-okul günü kayıplarının ve ölümlerin önemli bir kısmından sorumludur. Avrupa’da yıllık insidans %0.5-1.1 olarak bildirilmektedir. Yaşla birlikte insidans artmaktadır. Türkiye’de hane halkı araştırmasında son iki ay içerisinde hekim tanısı konulmuş ilk 20 akut ve kronik hastalık arasında pnömoniler %1.15 sıklık ile 15. sırada yer almıştır. Günümüzde antibiyotiklerin yaygın kullanılmasına ve etkin bağışıklama aşılama politikalarına bağlı olarak enfeksiyon hastalıklarından ölümler giderek azalmasına rağmen pnömoni halen yüksek ölüm oranlarına sahiptir.

Uyku Laboratuvarı

Uyku bozuklukları, insan hayatını her bakımdan olumsuz etkileyen faktörlerdir. Horlama, uykuda solunum durması ve gündüz aşırı uykululuk gibi uyku semptomları olan bireylerin uyku apnesini tanı amaçlı polisomnografi yani uyku testi yapılmalıdır. Polisomnografi uyku laboratuvarında yapılır.  Uyku laboratuvarı: Hastanın uyku ile ilgili kaydedilebilir tüm verilerinin bilgisayara sonradan incelenmek üzere kaydedildiği yerdir. Ev ortamı hassasiyetinde oluşturulan özel bir odada hasta uyurken gece boyu izlenir ve kameraya kaydedilir. Sonuçları değerlendirilir. Hastaya ikinci gece titrasyon amaçlı yatış verilerek uyku apnesinin tedavisi planlanır. Tedavi olarak cerrahi yöntemler uygulanabileceği gibi pozitif basınç veren cpap ve bpaplar ile tedavi ve cihazlar ile tedavi planı yapılmaktadır.

Bronşektazi

Bronşların aşırı genişlemesi şeklinde tanımlanabilir. Bronşları normalden genişlemiş olan bronşektazi hastalarında, genellikle başlıca şikâyetler sık öksürük ve balgam çıkarma yakınmasıdır. Bazı hastalar her gün balgam çıkarabilirler. Hatta 24 saatte çıkardıkları balgam miktarı bir su bardağından fazla olabilir.

Balgamda kan görme de bronşektazi hastalarında sık görülen bir şikâyettir. Bu kanama, balgamın içindeki çizgi şeklinde olabileceği gibi, durdurulmakta zorlanılan fazla miktarda bir kanama şeklinde de olabilir. Bronşektazi akciğer hastalıkları içerisinde ağızdan kan gelme şikâyetine en sık yol açan hastalıktır. Hastalık ilerlerse hastalarda da ileri derecede nefes darlığı gelişebilir.

Bronşektazi hastalarının tedavisinde en önemli konu; hasta, bir bronşit atağı geçirdiğinde uygun antibiyotikle tedavi edilmesidir. Uygun antibiyotiği seçebilmek için Göğüs Hastalıkları Uzmanı daha önceden yapılmış balgam incelemelerinden yararlanacaktır.

Atakların tedavisinde belki de daha önemli olan, hastanın sık atak geçirmesine engel olmaya çalışmaktır. Bunun için hastalar, mutlaka düzenli olarak her gün kendilerine özel düzenlenmiş solunum fizyoterapisi tekniklerini uygulamalıdır.

Alerjik Akciğer Hastalıkları

Alerjik hastalıklar günümüzde oldukça sık görülmektedir. Vücudumuza giren alerjen olarak adlandırılan yabancı maddelere karşı verilen anormal yanıt sonucunda çeşitli bulgular ortaya çıkmaktadır. Bulgular çok hafif düzeyde olabileceği gibi yaşamı tehdit edecek boyutlarda da olabilir.

Alerjik reaksiyonun geliştiği organlara bağlı olarak hastalıklar ortaya çıkmaktadır. Solunum sisteminde alerjik reaksiyonlar burunda olursa alerjik rinit, akciğerlerde hava yollarında olursa astım ortaya çıkmaktadır. Her iki organımız solunum sisteminin birer öğesi olduğu için her iki hastalığın sıklıkla birlikte görüldüğünü unutmamak gerekir. Tedavisinde de bu durum göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Aksi takdirde tedavi konusunda başarı sağlanmayabilir.

Alerjenler, sadece solunum yolu ile alınmaz. Yiyecekler ile aldığımız besin proteinleri de alerjik reaksiyonlara neden olabilir. Günümüzde besin alerjileri, anafilaksinin en önemli nedenini oluşturmaktadır.

Deri Prick Testleri

Deri prick testleri, aeroalerjenlere, gıdalara, bazı ilaçlara ve arı venomuna karşı immunglobulin (Ig)E aracılığıyla gelişen, astım, alerjik rinit, anafilaksi gibi hastalıkların tanısında kullanılan testlerdir. Deri prick testleri, uygulanmasının kolay olması, hızlı sonuç vermesi, ucuz ve güvenilir olması nedeniyle en uygun tanısal yaklaşım olarak kabul edilir. Alerjik yakınmalarla gelen hastalarda, ayrıntılı alınan öykü, hem semptomların alerjenle ilişkisini belirlemede hem de deri prick test için kullanılacak alerjen ekstresinin seçiminde önemlidir. Deri prick testi, alerjenin damlatılmasının ardından deride 1 mm delik açılması tekniğidir. Alerjenle oluşan endurasyon çapı, negatif ve pozitif kontrolle kıyaslanır. Deri prick test sonucu, alerjeni saptamak kadar immunoterapi için alerjen seçimi açısından da değerlidir. Alerjik hastalıkların görülme sıklığı son dekatlarda gittikçe artmaktadır. Bu hastalıkların semptomlarından sorumlu alerjenin belirlenmesi için deri prick testi günümüzde yaygın olarak kullanılan güvenli bir yöntemdir.

Kronik Öksürük

Öksürük, vücudun balgam veya yabancı tahriş edici maddeleri boğazdan temizlemek için kullandığı bir refleks aktivitedir. Akciğerlerden havanın hızlı bir şekilde atılması şeklinde gerçekleşir. 3 haftadan uzun süren öksürüklerin araştırılması gereklidir. 2 aydan uzun süren öksürükler kronik öksürükler olur.

Plevral Hastalıklar/Plörezi

Plevra: Akciğerlerin hareketlerine katkı sağlayan, seröz bir membran olup iki tabakadan oluşur. İlk tabakası akciğerleri sararken ikinci tabakası göğüs boşluğunun içini örter. Arada çok az miktarda akışkan sıvı mevcuttur. Bu savının artışı plevral effüzyon olarak tanınır. Plevral effüzyon ya sıvı oluşumu artışı ya da sıvı emiliminin azalması gibi nedenlerden dolayı artabilir. Sistemik kalp ve böbrek hastalıkları gibi akciğer ve diğer organların kanserlerinin buraya yayılmaları ve primer kendi dokusunun kanserleri ile de sıvı oluşumu artabilir. Bazen pulmoner emboli ve damarsal akciğer hastalıkları gibi nadir nedenlerden de sıvı oluşumu artabilir. Tanısı akciğer filmleri ve tomografi ile konur. Tanısını kesinleştirmek ve nedenini belirlemek amaçlı torasentez denilen yöntem ile sıvı alınması gerekir.

Sarkoidoz

Sarkoidoz, sebebi tam olarak bilinmeyen, başta akciğerler olmak üzere göz, lenf bezleri, deri, kalp, beyin gibi organları tutabilen bir hastalıktır. Çoğu zaman iyi seyirli olmasına karşın nadir olgularda ilerleme göstererek solunum yetmezliği ve çoklu organ yetmezliğine neden olabilir. Kadınlarda erkeklere göre daha sıktır ve en çok 20-40 yaş arasında rastlanır. Kadınlarda 50-60 yaşlar tutulumun ikinci en sık rastlandığı zaman aralığıdır. Türk Toraks Derneği'nin yaptığı çalışmada ülkemizde, her yıl 100 bin kişinin 4’ünde sarkoidoz hastalığının ortaya çıktığı hesaplanmıştır. Hastalığın kesin nedeni belli değildir. Hastalığın, bağışıklık sisteminin, bakteri ve virüslere ya da bazı inorganik tozlara karşı reaksiyon göstermesiyle oluşmuş olabileceği araştırılmaktadır. Sarkoidoz bulaşıcı bir hastalık değildir. Bazı ailelerde daha sık görülmesi genetik bir geçiş olduğunu düşündürmektedir ancak bu geçişin nasıl olduğu bilinmemektedir. Belirtiler, tutmuş olduğu organa bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir. Bazı hastalarda hiçbir belirti göstermez. Başka bir nedenle çekilen akciğer grafisinde belirlenen anormal bulgularla tesadüfen teşhis edilir. Sarkoidoz %80-90 sıklıkla akciğerleri tutar. Bu durumda başlıca belirtiler: kuru öksürük, göğüs ağrısı ve ilerleyici nefes darlığıdır. Bazı hastalarda bacakların ön yüzünde, dizlerin alt bölümünde; kırmızı renkli, parlak, ciltten kabarık, dokunmakla ağrılı şişlikler oluşur. Bu hastalarda ateş yükselmesi ve eklem ağrıları da bulunabilir. Bazı hastalarda sarkoidoza özgü tipik deri bulgusu olarak burun, yanaklar ve dudaklar etrafında görülen morumsu lekeler izlenebilir. Göz tutulumunun olduğu hastalarda ilk belirtiler, görme bulanıklığı, gözlerde yaşarma ve ışığa karşı hassasiyet olabilir. Hastalığın tanısında, akciğer röntgeni ve tomografisi çok önemlidir. Sonraki aşamalarda ise sarkoidozdan şüphelenilen hastalarda teşhise gitmek için bronkoskopi, lenf bezi biyopsisi, dudak biyopsisi bazen de akciğer biyopsisi yapmak gerekebilir. Bronkoskop, hastanın bronş sistemini görmeyi ve gerektiğinde biyopsi işleminin yapılmasını sağlayan elastik bir borudur. Tanı konulan her sarkoidoz hastasının tedavi edilmesi gerekmez. Erken evre sarkoidozlu hastalarda kendiliğinden iyileşme oranları yüksektir. Bu nedenle tanı alan hastaların %30 ve %70 ‘ine tedavi verilmez. Göz, kalp ve sinir sistemi tutulumuna ait bulgular varsa kortizon tedavisi şarttır. Akciğerlerde sadece lenf bezlerinde büyüme olması kortizon tedavisini gerektirmez ama hastanın solunum fonksiyonlarının bozukluğu ile öksürük, nefes darlığı gibi şikâyetlerine göre tedaviye karar verilir. Kortizona cevap vermeyen veya kullanılmasının mümkün olmadığı durumlarda bağışıklığı baskılayan diğer ilaçlardan da yarar sağlanabilir. (Türk Toraks Derneği halk sayfası)

Pnömotoraks

Akciğerin bir kısmının veya tamamının “çökme” olarak tarif edilen büzülüp ufalması olayıdır. Göğüste ani başlayan ağrı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, hava açlığı, bilinç bulanıklığı gibi belirtilerle başlayabilir. Tedavisi, cerrahi bir işlemle havanın tahliye edilmesidir.

Pulmoner Emboli

Pulmoner yani akciğere ait arter (atardamar) ve dallarının, bir kan pıhtısı ile tıkanmasına “pulmoner tromboemboli” (PTE) denir. Bu pıhtının en sık kaynağı bacaktaki derin toplardamarlardır. Hastalığın en sık belirtileri: ani başlayan nefes darlığı, batıcı göğüs ağrısı, kan tükürme, çarpıntı, hafif ateş ve bazen de bacaklarda şişlikle birlikte ağrı olmasıdır.

Bronkoskopi

Esnek ve kıvrılabilir özelliktedir. Ucunda ışık ile optik görüntüleme cihazı bulunur. Bronkoskop ile trakea ve bronşlardan oluşan solunum yolları detaylı ve direkt olarak incelenebilir. Akciğer kanseri bulguları olan, kanlı balgam çıkaran, balgamında tümör hücresi bulunan, akciğer grafisi ya da tomografisinde anormallik bulunan, kanser şüphesi olan, nedeni henüz saptanamamış öksürük şikâyeti olan ve nefes borusuna yabancı cisim kaçan hastaların görsel olarak incelenmesi yapılır.

Tüberküloz/Verem

Tüberküloz hastalığı, Mycobacterium tuberculosis kompleks basilleri tarafından oluşturulur. En fazla akciğer dokusunu tutmakla birlikte vücutta her organda tüberküloz gelişebilir. Akciğer tüberkülozu hastasında öksürme, konuşma, şarkı söyleme gibi eylemlerle oluşan basil yüklü damlacıklar ile hava yoluyla bulaşır.  Hastadan hava yolu ile sağlam kişiye bulaşır. En bulaştırıcı hastalar; balgam mikroskopisinde aside rezistan basil (ARB) pozitif, kaviteli akciğer ve larinks tüberkülozu olan hastalardır.  Hasta ile yakın ve uzun süreli teması olan kişilere bulaşma riski fazladır. Bunlar; aile bireyleri, aynı evi paylaştığı arkadaşları, işyeri arkadaşları olabilir. Etkili tedavi ile günler içinde basil sayısı ve öksürük sıklığı hızla azalmaktadır. Hastaların bulaştırıcılığı, etkili tedavi ile 2-3 haftada pratik olarak sona erer.

Hastalığın tanısı: Anamnezi (tıbbi öyküsü), fizik bulguları, akciğer filmi ile hastalıktan şüphelenilir. İki hafta ya da daha fazla süren öksürük, balgam, kanlı balgam, göğüs sırt yan ağrısı, halsizlik çabuk yorulma, ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, iştahsızlık varlığında tüberkülozdan şüphelenilir.  Gereken bakteriyolojik, histolojik incelemeler yapılır. Akciğer tüberkülozunun kesin tanısı bakteriyolojiktir.

Tedavisinde doğrudan gözetimli tedavi uygulanır. Ağızdan kullanılan 6 aylık tedavi genellikle yeterli olmaktadır.

 

 

Paylaş:
Sizi (Aynı Gün) Arayalım