Genel Cerrahi

Genel Cerrahi

Obezite

Obezite, dünyada “yüzyılın hastalığı” kabul edilmekte olup hastalıkla her yönde mücadele edecek, bir ekip ve konsey yaklaşımı ile tedavisi sağlanmalıdır. 

Obezite; başta tip 2 diyabet olmak üzere hipertansiyon, kalp damar hastalıkları (kalp krizi, inme ve damar tıkanması ile seyreden pek çok rahatsızlıklar), meme, prostat, jinekolojik sorunlar ve kalın bağırsak kanseri oluşumunda önemli bir risk faktörüdür. Ayrıca kireçlenme, safra kesesi taşı oluşumu, reflü, varis hastalıkları, adet düzensizlikleri, infertilite, doğum zorlukları, uyku apne sendromu, uyku bozuklukları ve depresyon dahil pek çok hastalığın oluşumunda da obezitenin önemli katkısı bulunmaktadır.

Obezite cerrahisi kimlere yapılmalı;

Obezite cerrahisi, tedavide her hasta için ilk seçenek değildir. Hastalar öncelikle diyet ve egzersizle kilo kontrolü programlarına alınmaktadır. Tedavi ve diyet programlarıyla kilo vermeyi başaramayan, Beden Kitle İndeksi (BKİ) 40’dan yüksek ya da BKİ’i 35’den yüksek ve kronik bazı hastalıkları bulunan ve bu nedenle önemli sağlık sorunları yaşayan kişilere tedavi amaçlı uygulanan cerrahi girişimlere “Bariatrik Cerrahi” ya da “Obezite Cerrahisi” adı verilmektedir. Obezite tedavisinde önemli bir yere sahip olan obezite (bariatrik) ameliyatlar ile hastalar normal kilolarına dönebildiği gibi bu kişilerde obeziteyle ilişkili hastalıkların görülme sıklığı da azalmaktadır. Kapalı cerrahi yöntemiyle (laparoskopik) ve robotik olarak yapılan obezite ameliyatları sayesinde ise hastaların iyileşme süreci kısalmaktadır. Kilo vermek için obezite (bariatrik) ameliyatı olmuş hastalar arasında yapılan araştırmalar ameliyat olmuş kişilerin, olmayanlara kıyasla, daha düşük oranda obeziteyle ilişkili kanserlere yakalandığını ortaya koymuştur. Bunun nedeni sadece diyet ve spor ile hedeflenen kilo kaybı girişimleri vücutta %7-10’luk bir kilo kaybıyla sonuçlansa da, obezite (bariatrik) ameliyatlar, gerekli hayat tarzı değişikleriyle desteklendiğinde, ilk yılda %80 oranında kilo kaybını sağlamaktadır.

Kişiye hangi ameliyat yönteminin uygulanacağı; kilosu, obeziteye eşlik eden hastalıkları ve yeme alışkanlıklarına göre planlanmaktadır. Bugün için Laparoskopik Sleeve  Gastrektomi (Tüp mide ameliyatı), Roux-En-Y Gastrik Bypass cerrahisi; kabul gören, tercih edilen ve uygulanan yöntemler arasındadır.

Obezite cerrahisi sonrasında;

• Kalp hastası olma riskini, kalp krizi geçirme riskini ve hipertansiyon riskini düşürür.

• Solunum şikâyetleri ameliyattan birkaç ay sonra düzene girer.

• Obezite yüzünden yapılamayan fiziksel aktivitelere yeniden başlanabilir. 

• Reflü nedeniyle oluşan mideden yemek borusuna asit kaçışı azalır.

• Diyabet riskini azaltır, Diyabetli hastalarda insülin direncini düşürür.

Anal Bölge Hastalıkları

İnsan hayatında kadın, erkek, çocuk, büyük demeden insan ömrünün bir döneminde kabızlık, makatta ağrı, yanma, şişlik, akıntı veya kanama şikâyetlerinden bir veya birkaçı görülmektedir. Ancak çoğumuz cinsiyetten, sosyal statüden, entelektüel düzeyden, utanmadan dolayı bu şikâyetlerle hekime başvurmak yerine kulaktan dolma tedaviler veya eczaneden alınan ilaç kürleri ile iyileşme yoluna gitmişizdir. Bazıları iyileşmiş bazıları daha kötüleşmiş ancak bulgular dayanılmaz hale gelene kadar hekime gitmeyi ertelemişizdir.

Kalın bağırsak kanseri, dünyada ve ülkemizde akciğer ve prostat kanserinden sonra erkeklerde üçüncü sıklıkta görülen kanser türüdür. Kadında ise dünyada ikinci sıklıkta görülürken ülkemizde meme ve tiroid kanserinden sonra üçüncü sıklıkta görülür. Tüm kanserlerde olduğu gibi kalın bağırsak kanserinde de erken tanı hayat kurtarır. Makatta ağrı, kanama, dışkılama şeklinde bozulma gibi bulgular basit hemoroidal hastalık (basur) veya anal fissür (makatta çatlak) nedenli olabileceği gibi kalın bağırsak kanserinin ilk belirtileri şeklinde de olabilir.

Makattan kanama hemoroidal hastalıkta en sık görülen bulgudur. Her 100.000 hastanın 20-30’unda dışkılama sonrası, dışkılama sırasında damla damla veya sonrasında temizlenirken kanama şikâyeti mevcuttur. Çoğu zaman kanamaya ele gelen “meme” diye tabir edilen makatta şişlik eşlik eder. Hastaların çoğunda öncesinde kabızlık, uzun süreli ıkınma dönemleri, uzun süre tuvalette oturma veya yakın dönem gebelik hikâyesi mevcuttur. Günümüzde sıklıkla kötü beslenme alışkanlıkları ve dışkılama bozuklukları nedeniyle gelişir. Aslında hemoroid pakesi diye adlandırdığımız halk arasında “basur memesi” denilen yapılar normalde makat bölgemizde kalın bağırsağın son bölümünü besleyen ve bağırsak duvarının üç yanında bulunan damar yastıkçıklarıdır.

Bu yastıkçıklar kronik kabızlık, uzun süreli ıkınma, inflamatuar bağırsak hastalığı, gebeliğin son dönemi gibi karın içi basıncını arttıran durumlarda şişerek belirgin hale gelir. Bu aşamada eklenen ağrı nedeniyle makatta oluşturulan istemsiz kasılma yastıkçıkların içindeki kanın göllenmesine ve pıhtılaşmasına neden olur. İstemsiz kasılmaya ağrıdan çekinme nedeniyle tuvaleti tutma da eklenince bir kısır döngüne girilir. Yastıkçıkların boynunun gevşemesi ne kadar kısa sürede olursa içindeki kan o kadar hızlı devinimine devam eder ve hastalık geriler, ancak şişliğin artması ve ağrının devam etmesi halinde kısır döngüye girildiğinde içerideki pıhtılaşma dayanılmaz ağrılara neden olup acil girişim gerektirebilir. Genellikle hemoroidal hastalık dört evrede değerlendirilir. Evre 1 de sadece kan göllenmesine bağlı kanama mevcuttur. Evre 2 de ıkınma ile dışarı çıkan yastıkçıklar ıkınma sonrası kendiliğinden içeri kaçar. Evre 3’de ıkınma ve dışkılama sırasında dışarı çıkan yastıkçıklar elle itilmeden geri gitmez. Dördüncü evrede ise yastıkçıklar devamlı dışarıdadır, elle dahi itilemez ki en önemli ameliyat nedeni bu evredir. Genellikle ilk iki evrede ilaç tedavisi yeterli olurken 3 ve 4.evrede cerrahi müdahale gerekir.

Bazen de kanamadan çok dışkılama sırasında iğne batar tarzda tarif edilen ağrı ön plandadır. Bu tabloya dışkı üzerinde kan sürüntüsü ve makatta ele gelen küçük şişlik eşlik edebilir. Halk arasında makatta çatlak denilen “anal fissür” genellikle bu belirtilerin altında yatan hastalıktır. Yine kronik kabızlık, düzensiz beslenme nedeniyle sert dışkının yaptığı travma ile makat orta hatta hafif yırtık şeklinde bir hastalıktır. Ağrı nedeniyle tuvaleti tutma, makatta istemsiz kasma, sonrasında dışkının daha da sertleşmesi ve iyileşmekte olan yaranın bu daha da sertleşen dışkı travmasıyla tekrar açılması sonucu kısır döngüne girildiğinde tablo kronik bir hal alır. Orta hat harici yerleşimli çatlaklarda altta yatan başka bir kronik inflamatuar bağırsak hastalığı olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Kronik hal almamış yani 3 ayı geçmemiş hastalıkta medikal tedavi ve önerilerle iyileşme sağlanır. Kronik ve derin çatlaklarda ameliyat önerilir.

Her iki hastalıkta da ameliyat öncesi mutlaka kolonoskopi ile tüm bağırsağa bakılması ve bağırsak kanseri gibi benzer belirtilere yol açabilecek hastalıkların ekarte edilmesi gereklidir.

Makattaki yukarıda sayılan belirtiler ve şikâyetler olduğunda hastalığın adının konup doğru tedaviye yönlendirilme ve kalın bağırsak kanserinin bulgulara neden olmadığının kanıtlanması amacıyla mutlaka hekime başvurulması gerekmektedir. Kulaktan dolma tedaviler, komşuya iyi gelen ilaçlar kullanılarak yapılan günü kurtarma çabaları saklanmış olan kalın bağırsak kanserinin tanısın konulmasında gecikmelere yol açabilir. Şikâyet olmadığı durumlarda da Sağlık Bakanlığı Ulusal Tarama Programı çerçevesinde 50 yaş sonrası 2 yılda bir gaitada gizli kan bakılması, yine aynı yaş döneminde 5 yılda bir kolonoskopi yapılması (herhangi bir patoloji saptanmadığı şartlarda), kolonoskopide herhangi bir patoloji saptandığında hekimin önereceği sıklıkta kontrollerin aksatılmaması kalın bağırsak kanserinin erken tanı konulması için gereklidir.

Karın Duvarı Fıtıkları

Karın duvarı fıtıkları, karın içerisindeki organ veya dokuların, karın duvarındaki zayıf bir noktadan fıtık kesesi (periton) ile birlikte karın dışına çıkmasıdır ve cerrahi kliniklerde en sık tedavi edilen hastalıklardandır.

Öksürük, asit, şişmanlık, gebelik, BPH, malnütrisyon, sigara, ağır işlerde çalışmak gibi faktörler karın duvarı fıtıklarının gelişmesinde kolaylaştırıcı faktörlerdir.

Karın Duvarı Fıtıkları Sınıflama

Kasık fıtıkları:

İnguinal ve femoral

Ön karın duvarı fıtıkları:

Umblikal (göbek), periumblikal (göbek çevresi), epigastrik, spigel, supravesical, insizyonel herni.

Pelvik bölge fıtıkları:

Obturator, Siyatik, Perineal

Karın Duvarı Fıtıklarında Şikâyetler ve Belirtiler

Fıtık uzun yıllardan beri var olabileceği gibi aniden bağırsak tıkanıklığı ya da karın ağrısı gibi fıtık komplikasyonları şeklinde de ortaya çıkabilir.

En sık görülen semptomlar ağrı ve ele gelen şişliktir.

Muayenede fıtık bölgesinde ele gelen şişlik vardır. Muayenede öksürtme, ıkındırma gibi manevralarla hastanın karın içi basınç arttırılarak fıtık şişliği daha belirgin hale getirilebilir.

Kasık Fıtıkları

Kasık bölgesi karın fıtıklarının en sık görüldüğü bölgedir ve kasık fıtıkları inguinal (direkt ve indirekt) ve femoral olarak iki tiptir.

Kasık fıtıkları genel olarak değerlendirildiğinde erkeklerde 25 kat fazla görülür. Sağ kasıkta daha sık olarak görülürler.

En sık görülen indirekt inguinal hernilerdir.

Femoral herniler tüm kasık fıtıklarının ancak %2.5’ini oluşturur fakat kanalda sıkışma ve acil ameliyat riski daha yüksektir.

Kasık fıtıklarının tedavisi cerrahidir. Günümüzde hemen tüm ameliyat yöntemlerinde yama olarak bilinen prostetik materyaller kullanılmaktadır. Ameliyat açık ya da kapalı (laparoskopik) olarak yapılabilmektedir. Özellikle iki taraflı kasık fıtıklarında veya önden yama uygulanarak tedavi edilmiş ve nüksetmiş kasık fıtıklarında laparoskopik yöntem tercih edilmelidir.

Göbek (Umblikal) ve Göbek Çevresi Fıtıkları (Periumblikal Herni)

Halk tarafından göbek düşmesi olarak tabir edilen göbek fıtıkları kadınlarda daha sık görülür ve fıtık kesesi içerisinde sıkışma ve buna bağlı olarak gelişebilecek bağırsak tıkanıklığı gibi komplikasyonlar sık görülebilir.

Epigastrik Fıtıklar

Karnın göbek üst kısmında, ksifoid denilen kemik arasında yerleşen fıtıklardır.

Görülme sıklığı % 1 – 5’tir.

Erkeklerde daha fazla görülür.

Çok sayıda olabilirler.

Genellikle küçüktür ve içinde çoğunlukla yağ dokusu bulunur.

Ana yakınma ağrılı bir şişliktir. Bazen bu bölgede yerleşmiş olan fıtıklar yağ bezeleri ile karıştırılabilir.

Spiegel Fıtığı

Nadir görülür.

İleri yaştaki kadınlarda daha sıktır.

Rektus denilen karın ön duvarı kaslarının yanındaki hatta ve genellikle göbek hizasının altında oluşur.

Muayene ile tanı zordur. Bilgisayarlı tomografi ve laparoskopi tanı koydurucudur.

Tedavisi cerrahidir. Cerrahi açık veya laparoskopik olarak uygulanabilir.

Kesi Yeri (Insizyonel) Fıtıkları

Özellikle açık ameliyatlar sonrasında kesi yerlerinde % 10-20 arasında fıtık gelişir.

Kolaylaştırıcı faktörler: kötü teknik, basınç altında kapatma, enfeksiyon, şişmanlık, sigara kullanımı, DM, KOAH, hipoalbuminemi, dikiş materyali, diğer…

Tedavi cerrahidir. Cerrahide en sık olarak yama kullanılarak tamir uygulanmaktadır. Cerrahi fıtığın büyüklüğüne ve daha önceden geçirilmiş cerrahi tipine bağlı olarak açık veya laparoskopik olarak uygulanabilir.

Yama kullanmadan onarım ancak 4 cm’den küçük, ek hastalığı ve obezitesi bulunmayan hastalarda tercih edilebilir.

Parastomal Fıtıkları

Bir tür kesi yeri fıtığıdır.

Beş yıldan uzun ostomilerde görülme sıklığı % 50’den fazladır.

Kolostomilerde ve ileostomilerde görülür.

Kolaylaştırıcı faktörler kesi yeri fıtıklarıyla aynıdır.

Tedavisi cerrahidir. Cerrahi açık veya laparoskopik olarak uygulanabilir. 

Pelvik Bölge Fıtıkları

Pelvik bölge fıtıkları çok nadir görülür. Obturator fossa, siyatik foramen ve perinede oluşabilir

İçlerinde en sık görülen obturator fıtıklardır

Genellikle yaşlı ve kaşektik kadınlarda görülür.

Kolorektal Cerrahi

Kolorektal Kanser:

Kolon (kalın bağırsağın 150-180 cm uzunluğundaki parçasını oluşturan kas yapılı bir tüp) ve rektumda (kalın bağırsağın 15 cm’lik alt kısmı) oluşan bir kanserdir. 

Çoğu kolorektal kanserler, çoğunlukla polip olarak adlandırılan küçük iyi huylu oluşumlar halinde başlayıp, uzun yıllar içinde yavaşça büyür. Kolorektal kanser genellikle kolon içerisinde oluşmakla birlikte, ileri evreye ulaştığında metastaz yapabilir veya diğer organlara yayılabilir. Diğer organlara yayılan kolorektal kanser, karaciğere ve akciğere yayılma eğilimi gösterir.

Kolorektal Kanser Türleri

Kolorektal kanserlerin yüzde 95’den fazlasını adenokarsinomalar oluşturur. Adenokarsinomalar kolonun ve rektumun iç tabakasını örten hücrelerin kanserleşmesi olarak tanımlanır. Daha seyrek gözlenen tümör tipleri arasında karsinoid tümörler, gastrointestinal stromal tümörler ve lenfomalar bulunur.

Tümörün Geliştiği Yer Önemli!

Kolon kanseri ve rektal kanser benzer hastalıklar olduğundan, genellikle “kolorektal kanser” adı altında gruplandırılır. Tanı amacıyla, bir türü diğerinden ayıran temel özellik genellikle tümörün geliştiği yerdir. Kolon kanseri ve rektal kanserin tedavi edilme yöntemleri arasında önemli farklar bulunur. Kemikli pelvisin dar sınırlarına bağlı olarak, rektum kanseri cerrahisi kolon kanseri cerrahisinden genellikle daha karmaşıktır. Bu bölgede cinsel fonksiyonu ve mesane fonksiyonunu kontrol eden sinirler bulunduğundan, bunlara zarar vermekten mümkün olduğunca kaçınmak için dikkatli olunmalıdır. Rektum kanserinin cerrahi girişimden sonra nüksetme olasılığı kolon kanserinden çok daha fazladır.

Kolorektal Kanserler Çok Geç Semptom Verir!

Kolorektal kanserler çoğunlukla herhangi bir semptom sergilemeksizin ortaya çıkar. Semptomlar gözlendiğinde, kolorektal kanser olasılıkla daha da ilerlemiştir. Bu nedenle, kanserin ilerlemiş hastalığa göre daha iyileştirilebilir olduğu erken bir evrede saptanması için kolonoskopi ve gaitada gizli kan testleri gibi tarama testleri önerilir. Kolorektal kanser rutin tarama ile büyük ölçüde engellenebilmektedir, çünkü kolorektal kanserler polip olarak adlandırılan iyi huylu oluşumlar halinde ortaya çıkar ve tarama amaçlı bir kolonoskopi ile çoğu polip tanımlanabilir ve alınabilir. Böylece, kolorektal kansere yakalanma riski büyük ölçüde azaltılabilir.

Aşağıda belirtilen semptomları içerebilir:

• Rektal kanama veya dışkıda kan,

• Bağırsak alışkanlıklarında birkaç günden daha uzun süren bir değişim (ishal, kabızlık veya dışkının daha ince şeritler halinde çıkması),

• Karın ağrısı,

• Dışkı yapıldıktan sonra geçmeyen, dışkıyı atmak için sürekli tuvalete çıkma ihtiyacı duyma hissi,

• Halsizlik, kilo kaybı, 

Meme Cerrahisi

Dünyada her yıl yaklaşık iki milyon kadına meme kanseri teşhisi konulmaktadır. Türkiye’de de meme kanseri, her yıl 20 bin kadının yaşamını etkileyen kadın kanserlerinden en sık görülenidir. Kadınlarda görülen kanserlerin %25’ini, tüm kanserlerin de %12’sini oluşturan meme kanseri, günümüzde artık 30’lu yaşlarda da sıkça ortaya çıkmaktadır. Meme kanseri, birçok kanser türünde olduğu gibi erken evrede belirlendiğinde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Meme kanserinin tedavisinde amaç, kanserin kan ve lenf yoluyla yayılmadan önce meme içinde küçük bir kitleyken tanı konulmasıdır. Bu aşamadaki hastalarda tedavi tamamen mümkündür. 

Meme kanserinde tedavi yöntemini hastalığın evresi belirler. Hastalığın öncelikli ve en önemli tedavisi olan cerrahide, artık meme koruyucu yöntemler öne çıkmakta, erken evrede yakalanan vakalarda meme kaybı olmadan, gelişmiş tekniklerle yayılımı önceden tespit edilerek önlem alınabilmekte ve tümöre direkt olarak müdahale edilebilmektedir. İlerlemiş evrede cerrahi ile memenin alınması söz konusu olsa da plastik cerrahi teknikleri ile meme rekonstrüksiyonu (yeni bir meme) yapılmaktadır. Meme kanseri tedavisinin tarihçesine bakıldığında geçmişe göre günümüzde bireyin vücut bütünlüğünü korumayı hedefleyen modern cerrahi yöntemler geliştirilmiştir. Özellikle plastik ve rekonstrüktif cerrahideki gelişmeler, onkoloji ve genel cerrahi ekiplerinin birlikte çalışması ile en zor tümörlerde bile hasta memnuniyeti en üst düzeye çıkarılmaktadır.

Meme kanseri belirtilerini şöyle sıralayabiliriz:

• Memede; genellikle ağrısız, sert yapılı, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen yapıda ve karakterde ele gelen şişlikler.

• Gözle görülebilir şekilde, meme boyutunda veya şeklinde değişiklik.

• Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler.

• Meme başı ve çevresinde, renk ve şeklinde değişiklik, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar ve yaralar.

• Meme başından kanlı veya kansız akıntı gelmesi.

• Koltuk altında görülebilen, elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişlikler.

Meme Kanseri Risk Faktörleri

Meme kanseri risk faktörlerinin en önemlileri değiştiremeyeceğimiz risk faktörleridir. Özellikle aile hikâyesinde meme kanserinin olması meme kanseri risk faktörlerinin başında gelmektedir. Birinci derece bir akrabada 50 yaşından önce görülen meme kanseri, kişinin meme kanserine yakalanma ihtimalini 3 kat artırmaktadır. Yine 2. derece akrabalarda görülen meme kanseri de önemli meme kanseri risk faktörlerindendir. Ayrıca ailede ne kadar fazla kişi meme kanserine yakalanmış ve ne kadar erken yaşta yakalanmışlar ise o kadar risk artar.

Meme kanserinde bir diğer önemli risk faktörü ise meme dokusunun yoğun olmasıdır. Meme dokusu içerisinde yağ oranı daha az olan kişilerde meme kanseri riski daha çok artıyor. Meme dokusunun yoğunluğunu ise mamaografik ve sonografik yöntemlerle ölçülebilir. Göğüs çevresine yakın uygulanana radyasyon, meme kanseri için risk faktörleri arasındadır. 

Mide Cerrahisi

Mide kanserleri, her ne kadar görülme sıklığı diğer kanser türlerine göre yıllar içerisinde azalsa da, kısmen önlenebilir bir kanser türü olması açısından önemini koruyor. Özellikle mide kanseri alanında elde edilen bilimsel gelişmeler, kanser henüz oluşmadan önlenebilmesi noktasında ciddi atılımlar sağlamış durumda.

Mide kanserinin nedenlerinden biri ve en önemlisi, olarak Helicobacter pylori isimli bakterinin saptanması ve bu bakterinin antibiyotiklerle tedavi edilebilirliğinin gösterilmesi, mide kanseriyle mücadelenin mihenk taşı konumunda.

Mide Kanserinden Korunma Yolları

• Sigara ve alkol gibi kanser yapıcı maddelerden uzak durmak,

• Sağlıklı beslenmek,

• Fazla tuz tüketmekten kaçınmak,

• Kızartma ve yanmış yiyeceklerden uzak durmak.

Belirtiler

Mide kanseri genellikle sinsi ilerleyen ve belirtilerini verdiğinde çoğunlukla ileri evrede tanısı koyulan bir hastalıktır. Diğer taraftan ise belirti verse dahi, yakınmalar pek çok diğer hastalıkta da görülebileceğinden, hastalar tarafından göz ardı edilebiliyor.

Mide Kanseri Belirtileri

• Kilo kaybı,  

• Karın ağrısı,

• Bulantı-kusma,

• İştahsızlık,

• Yutma güçlüğü,

• Kanama,

• Erken doyma,

• Mide ülserini andıran ağrı.

Mide Kanseri Risk Faktörleri

Mide kanseri oluşumunda genetik özelliklerin yanı sıra çevresel etkenler ve kanser gelişimini kolaylaştırıcı bazı öncü hastalıklar rol oynuyor. Genel olarak mide kanserlerinin tesadüfen ortaya çıktığı, ancak yüzde 10’unun ailesel geçiş gösterdiği kabul ediliyor.

Mide kanseri oluşumunda; H. pylori, kalıtsal özellikler, beslenme gibi etkenlerin yanı sıra farklı nedenler de koruyucu ya da kolaylaştırıcı rol oynuyor.

Bazı meslek gruplarında mide kanseri görülme sıklığı daha yüksek olabiliyor. Kömür madeni işçilerinde, kauçuk ve asbestle çalışanlarda, lastik ve petrokimya üretiminde çalışanlarda mide kanseri riski genel topluma oranla biraz daha yüksek.

Selim bir mide hastalığı nedeniyle ameliyat edilmiş ve midesi normalin üzerinde safra ve pankreas salgısına maruz kalan hastalarda yıllar içinde mide kanseri gelişmesi olasılığı artar.

Bunların yanı sıra, aşağıdaki gibi durumlar mide kanserleri risk faktörlerini oluşturabilir:

• Yoğun şekilde tuzlanmış salamuralar

• Bazı gıda koruyucular

• Fermente soya

• Yüksek ısıda pişirilmiş etler

• Küflenmiş tahıllar, tohumlar, çekirdek tohumları (aflatoksin)

• Yağda kızartılmış gıdalar, aşırı kırmızı et tüketimi.

Safra kesesi nedir, ne iş yapar?

Safra kesesi karaciğerin alt-ön yüzüne yapışık kese şeklinde bir organdır. Görevi, karaciğerin ürettiği sarı-yeşil bir sıvı olan safrayı depolamaktır. Genellikle açlık halinde safra kesesinde biriken safra, burada konsantre edilerek depolanır. Sindirim sırasında ise, safra kesesi kasılarak içindeki safrayı bağırsağa boşaltır. Safranın görevi ise yağların emilimini sağlamaktır.

Safra kesesi taşı nedir?

Safra kesesi içinde, normalde eriyik halde bulunan, kolesterol veya pigmentlerin çökmesi sonucunda oluşan taşlardır.

Safra taşları neden oluşur?

Safra içerisindeki maddeler belli bir oranda bulunur ve bu denge onların eriyik şeklinde kalmasını sağlar. Safra kesesi safrayı konsantre ederken bu oranların bozulması halinde, safra içinde çökelekler (kolesterol kristalleri, pigment birikintileri) oluşur. Bunlar giderek büyürler ve saptadığımız taşları oluştururlar.

Safra taşları kimlerde olur?

20 - 60 yaş kadınlarda safra taşı görülme sıklığı, erkeklere göre daha fazladır. Yaş ve şişmanlık görülme sıklığını artırır. 60 yaş üstü insanların yaklaşık %10unda safra taşı bulunur.

Safra taşına ait şikâyetler nelerdir?

Safra taşı olanların büyük çoğunluğunda şikâyet yoktur. Bunlar tesadüfen, başka tetkikler sırasında saptanırlar. Bunlara "sessiz taş" denir. Sebep oldukları en önemli şikâyet ise karın sağ üst kısmında, sırta da vurabilen ağrıdır. Bazen değişik komplikasyonlara (istenmeyen yan etkiler) neden olabilirler. Küçük taşlar safra kanalına düşüp burada tıkanıklığa yol açarak sarılık meydana getirebilirler. Bazıları pankreas ile ilgili şikâyetlere neden olabilir. Bazen şişkinlik, hazımsızlık, özellikle yağlı gıdalara tahammülsüzlük gibi şikâyetlere neden olabilirler.

Safra taşı tanısı nasıl konur?

Safra taşı tanısı günümüzde en kolay ve zahmetsiz olarak ultrasonografi ile konur.

Safra kesesi taşının tedavisi nedir?

Safra kesesi taşı oluşumunda esas neden, kesenin konsantrasyon yeteneğindeki bozukluk olduğundan, hasta olan kesedir. Bu neden ile esas tedavi safra kesesinin ameliyatla çıkarılması yani kolesistektomi'dir. Böylece, hem safra kesesi taşı çıkarılmış, hem de tekrar taş oluşturabilecek kese ortadan kaldırılmış olur.

Açık kolesistektomi (açık ameliyat) - kapalı kolesistektomi (kapalı ameliyat) ne demektir?

Açık kolesistektomi, ya da halk arasındaki adı ile açık ameliyat, genel anestezi altında, karın duvarına yapılan cerrahi bir kesi ile karın boşluğuna girilmesi ve safra kesesinin çıkarılması işlemidir. Kapalı kolesistektomi, kapalı ameliyat, ya da tıbbi adı ile "laparoskopik kolesistektomi" 1990’larda ortaya atılan bir yöntemdir. Bunda da işlem safra kesesinin çıkarılmasıdır. Ancak, karın duvarında genişçe bir kesi yapmaya gerek yoktur. Tüm ameliyat 3-4 kadar delikten karın içine sokulan aletler ve bir kamera yardımı ile yapılır. Kapalı ameliyatlarda karın duvarında büyükçe bir kesi olmadığından hastanın konforu ve iyileşmesi çok daha iyidir.

Açık ameliyat mı, kapalı ameliyat mı tercih edilmeli?

Günümüzde kapalı ameliyat (laparoskopik) standart yöntemdir. Emniyetli bir laparoskopik cerrahi birincil tercih olmalıdır. Günümüzde açık kolesistektomi neredeyse yok denilecek kadar az yapılmaktadır.

Tiroid (Guatr ) Cerrahisi

Boynun ön alt kısmında, nefes borusunun etrafında bulunan tiroit bezinin büyümesine ve şişmesine “guatr” denilir. Özellikle iyot eksikliği olan kişilerde yaygın görülür ve Türkiye’de de görülme sıklığı fazladır. Cinsiyet dağılımına bakıldığında, kadınlar erkeklere oranla 5 kat daha fazla risk altındadırlar.

Guatr hastalığında tiroid bezi nodüllü ve nodülsüz olarak büyür. Nodüllerin takibi doktor tarafından çeşitli görüntüleme yöntemleriyle yapılır ve nadir de olsa kötü huylu olduğu düşünülürse cerrahi gerekebilir.  Ayrıca günümüzde iyot tedavisi de guatr hastalığında kullanılmaktadır.

Guatr genellikle ağrı yapmaz ama çok büyüdüğünde öksürüğe, yutma ve nefes almakta güçlüğe neden olabilir. Tedavi, guatrın büyüklüğüne, şikâyetlerinize ve hastalığı oluşturan etkenlere bağlıdır. Belirgin olmayan ve sorun yaratmayan küçük büyümeler genellikle tedavi gerektirmez.

Guatr'ın en sık görülen nedenleri:

• İyot eksikliği(En sık neden)

• Graves hastalığı 

• Hashimoto hastalığı gibi tiroidin iltihaplı hastalıkları

• Tiroid bezinde nodül ve şişlik varlığı (multinodüler guatr)

• Tiroid kanseri (İyi huylu tiroid nodüllerine kıyasla çok nadir görülür)

• Hamilelik (Hamilelik sırasında salgılanan HCG hormonu tiroid bezinin az da olsa büyümesine neden olabilir)

• Boyun bölgesinden radyasyona maruz kalan kişiler

• Ailesinde guatr hikâyesi olan kişiler.

İyot içeren yiyeceklerin az olduğu bölgeler, kadın cinsiyet, çeşitli bağışıklık hastalıklarına sahip olanlar, amiodaron, interferon ve lityum gibi ilaçları kullananlar, hamilelik ya da menopoz dönemindeki kadınlar ve 40 yaş üstü kişiler guatr hastalığı açısından risk altındadır.

Belirtiler

Tüm guatr durumları semptomlara yol açmaz. Açtığı durumlarda ise şu şikâyetler görülür:

• Boyunda şişlik. Özellikle tıraş olurken ya da makyaj yaparken net görülebilir. Fazla büyüdüğü zaman dışarıdan bakıldığında bile anlaşılabilir.

• Yutkunma güçlüğü,

• Nefes almada zorluk,

• Öksürme,

Hipotiroidizm veya hipertiroidizm gibi başka nedenlerden kaynaklanan guatrlar, yorgunluk ve kilo alımından istenmeyen kilo kaybına, sinirlilik ve uykusuzluğa kadar değişen bir dizi belirtiye yol açabilir.

Tanı Yöntemleri

Öncelikle hekim tarafından boyundan elle muayene yapılır. Daha sonra laboratuvar değerleri bakılır(TSH, T3, T4 ve gerekirse tiroid otoantikorları).

Nodülleri incelemek için tiroid sintigrafisi ve ultrasonografisi yapılır. Bu sayede nodülün yapısı ayrıntılı olarak görülebilir. Nodüllerle ilgili ayrıntılı inceleme için iğne biyopsisi uygulanabilir.

Tedavi Yöntemleri

Tiroid bezi hastalıklarının belirtileri görülen kişilerde gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra tedavi, tiroit hormonlarının düzeyine ve tiroit bezinin özelliklerine göre belirlenir. Tedavide takip, ilaç, radyoaktif iyot (atom tedavisi) veya operasyon seçeneklerinden uygun olanına karar verilir.

 

 

Paylaş:
Sizi (Aynı Gün) Arayalım