Beyin Ve Sinir Cerrahisi

Beyin Ve Sinir Cerrahisi

Beyin Anevrizması

Anevrizma, genel anlamda vücuttaki atardamarlarda ve aort damarlarında oluşan çıkıntı ve baloncuklardır.

Beyin anevrizması, beyindeki kan damarlarında çıkıntı ya da balonlaşma oluşmasıdır. Beyin anevrizmaları atardamar duvarında incelme nedeniyle oluşurlar.

Beyin MR ya da tomografisine bakıldığında bu çıkıntı ya da balonlaşmalar genellikle dalında asılı meyve görüntüsü verir.

Beyin anevrizması olan her 10 kişiden birinde baloncuğun patlaması sonucu beyin kanaması gelişir. Çok şiddetli baş ağrısı, çift görme ve göz kapağı düşüklüğü beyin kanaması belirtileridir.

Her ne kadar beyin anevrizmaları endişe verici olsa da birçok beyin anevrizması belirti vermez ve sağlık sorunlarına neden olmaz. Ancak ailede anevrizma öyküsü varsa düzenli sağlık kontrolünden geçmek ve ilerde oluşabilecek sorunlara karşı önem almak çok önemlidir.

Anevrizmaların nedeni tam bilinmese de sigara, yüksek tansiyon ve ailesel etkenlerin rol oynadığı tahmin edilmektedir.

Nedenleri

Birçok etken atardamar duvarında zayıflamaya yol açarak anevrizma gelişimine sebep olabilir. Beyin anevrizmaları erişkinlerde daha sık görülür. Ayrıca kadınlarda erkeklere oranla görülme oranı daha yüksektir.

•İleri yaş (40 yaş sonrası)

•Sigara kullanımı: Sigara, damar yapısını eskiterek, zaten var olan sorunun daha da erken gelişmesine ve kanamaya neden olabilir. 

•Ateroskleroz (damar sertliği)

•Uyuşturucu madde kullanımı (özellikle kokain)

•Kafa travmaları ve diğer travmalar sonrası damarların zedelenmesi

•Kanser ya da kafa ya da boyunda tümör varlığı

•Alkolizm

•Bazı kan enfeksiyonları

•Doğumsal Risk Faktörleri

•Bağ doku hastalıkları (Ehler- Danlos hastalığı gibi)

•Polikistik böbrek hastalığı

•Romatizmal hastalıklar

•Marfan Sendromu

•Aort koarktasyonu

•Beyinde arteriovenöz malformasyon (beyin damar yumağı) olması

•Ailede daha önce beyin anevrizması geçiren kişi olması.

Belirtiler

Beyin anevrizmaları iki şekilde belirtilerini gösterebilir. Bunlardan birincisi, kitle etkisi nedeniyle beyin dokusunda herhangi bir bölgeyi sıkıştırması sonucunda ortaya çıkar. Böyle durumlarda sıkıştırılan bölgenin fonksiyonu tam olarak yerine getirilemez ve ilgili aksaklıklar ortaya çıkar. Örneğin anevrizma göz kapağını hareket ettiren önemli bir sinirin yanında oluşabilir.

Anevrizmanın bu sinire baskı yapması sonucu da hastanın göz kapağında düşüklük ya da göz bebeğinde büyüme gelişebilir. Bu nedenle göz kapağındaki düşüklük anevrizmanın habercisi olabileceği için mutlaka dikkate alınması gerekir.

Yırtılmamış anevrizma küçükse hiç semptom vermeyebilir. Ancak, yırtılmamış anevrizmalar büyükse beyin dokusu ve sinirlere baskı yaparak şu belirtileri verebilir:

•Göz arkasında ağrı

•Geniş göz bebeği

•Görme alan bozuklukları, çift görme

•Yüzün bir tarafında uyuşma, kuvvetsizlik, paralizi (yüz felci)

•Göz kapağında düşme

İkincisi ise, anevrizmanın patlamasıyla ortaya çıkan, ilkine göre daha şiddetli, kanama bulgularıdır.

Şiddetli baş ağrısı, kanamaya yol açmış beyin anevrizmasının ilk belirtisidir. Hastalar, baş ağrısının daha önce yaşamadıkları şiddette geliştiğini belirterek, “Kafamın içinde sanki bir şey patladı” der.

Beynin çevresindeki zar tabakasının altında su tabakası mevcuttur. Kanama da bu suyun içine doğru akar ve beyin suyunun dolandığı her yere yayılır. Beyin suyunun dolaşımını bozması sonucu kafa içindeki basınç artar. Beyin anevrizmasında baş ağrısı da bu yüzden oluşur. Ağrının yanı sıra, aşağıdaki belirtiler de görülebilir:

•Bulantı, kusma

•Çift ve bulanık görme

•Konfüzyon: Bellek, algılama ve dikkatte bozulma

•Işık hassasiyeti

•Nöbet

•Bilinç kaybı

Tanı Yöntemleri

Beyin tomografisi ve MR.

Tomografi ve MR yöntemleriyle beyinde bulunan anevrizmaların pek çoğuna tanı konulabilmektedir.

Beyin Anjiyosu

Bilgisayarlı tomografi ve MR’dan daha ayrıntılı bir inceleme için yapılır. Kol veya bacağınızdaki kan damarından ufak bir tüp (katater) yardımıyla kontrast sıvı verilir. Daha sonra röntgen cihazı ile beyninizin damar haritası çıkarılır. Doktorunuz buna göre anevrizma tanısı koyabilir.

Beyin Omurilik Sıvısı Testi

Doktorunuz patlamış bir anevrizmadan şüphelenirse bu testi yapabilir. Ağrı kesici uygulanarak omurilik sıvısı alınır. Bu sıvıda kan olması, damarın yırtıldığı anlamına gelebilir.

Tedavi Yöntemleri

Günümüzde yırtılarak kanama oluşturan anevrizmalar için iki etkin tedavi yöntemi bulunmaktadır.

Cerrahi Klipleme

Beyin ameliyatı yapılarak “Klip” denilen kıskaçlarla anevrizma balonu kapatılır. Ameliyat sırasında doktorunuz kafa kemiğinin bir bölümünü çıkararak ve beyin zarını açarak anevrizmaya ulaşır ve anevrizmayı besleyen ana damarı bulur. Kan akışını kesmek için anevrizmanın açıklık olduğu yere metal bir klips yerleştirir ve kan akımını durdurur.

Endovasküler Koilleme

Kafatasının açıldığı bir ameliyat değildir. Genellikle kasıktan yerleştirilen kateter yardımı ile damar içerisine yumuşak platin bir tel sokulur. Tel, yumak şeklinde balon içerisine yerleştirilerek burada pıhtı oluşturur ve kan akışını durdurur.

Her iki işlemin de riskleri vardır. Endovasküler tedavi daha güvenli ve non- invazif görülse de tekrar kanama riski daha yüksek olup, ek prosedür gerektirebilir.

Akışın Yönünü Değiştiren Ameliyat (Mesh Takılması)

Ameliyatın ya da endoskopik yöntemin işe yaramayacağı daha büyük anevrizmalar için kullanılır. Genel anestezi altında açık ameliyatla yapılır. 

Beyin Kanamaları

Beyin kanaması, kafatası içinde, beyin dokusu, beyin boşlukları ve beyin yüzeyinde olan kanamalardır. Çok ciddi sakatlıklara ve ölüme sebep olabilir. Yılda yaklaşık 1 milyon insan beyin kanaması geçirmektedir.

Beyin kanamasına en sık: hipertansiyon, beynin doğuştan damar bozuklukları, anevrizma ve arteriovenöz malformasyon (AVM-damarların bir çeşit yapısal bozukluğu), beyin tümörleri, kan sulandırıcı maddeler, kafa travmaları, gençlerde amfetamin ve kokain kullanımı sebep olur.

Subaraknoid Kanama

Özellikle beyin damarlarında anevrizma kanamaları bu tipte kanamalar olup, genellikle bir kalp hastalığı nedeniyle kan sulandırıcı ilaçlar kullanması gereken, nispeten yaşlı kişilerde görülür. Oldukça şiddetli ve ani başlangıçlı, genel olarak hastalar tarafından “hayatımda yaşadığım en şiddetlisi” olarak tanımlanan bir baş ağrısı en önemli belirtisidir. 

Subdural Kanama

Özellikle kafa travmaları nedeniyle meydana gelen subdural kanamalar, beynin zarları arasında adeta asılı şekilde bulunan “köprü toplardamarların” yırtılması veya kopmasıyla oluşur. Bu damarlardaki basınç nispeten düşük olduğu için belirtileri olaydan iki dakika ila iki hafta arasında dahi ortaya çıkabilmektedir.

Epidural Kanama

Bu tür kanamalar tipik olarak temporal kemik adı verilen, kafatasının yanlarını oluşturan kemiklerin kırıkları nedeniyle, hemen bu kemiğin altında seyreden bir atardamarın yırtılması nedeniyle oluşur. En belirgin özelliği bilinç kaybını takiben, hastanın bilincinin bir dönem açılması ve sonra tekrar kaybolmasıdır. Bu döneme “lucid interval”, yani “aydınlık dönem” adı verilir.

Nedenleri

Beyin kanaması riskini artıran hastalıklar ve diğer yaygın nedenler şunlardır;

Yüksek Tansiyon

Beyin kanamasının en sık nedeni olan kronik yüksek tansiyon, damar duvarlarını zayıflatarak kanamalara neden olabilir.

Anevrizma

Damarın zayıf bir bölgesinin kan basıncı sebebiyle şişerek bir baloncuk oluşturmasıdır. Kimi anevrizmalar, henüz patlamadan, komşuluklarındaki hassas bölgeler nedeniyle göz kapağında düşüklük, görme kusurları gibi belirtilere neden olabilmektedir. Anevrizmalar patladığında ise beyin kanaması meydana gelir.

Kafa Travmaları

Özellikle trafik kazaları ve yüksekten düşme ile kafaya alınan darbeler sonrasında görülür.

Kan Damarı Anomalileri (Arteriyovenöz Malformasyonlar -AVM'ler)

Beynin içindeki ve çevresindeki kan damarlarındaki doğumsal olarak gelişen kimi zayıflıklar ve yanlış bağlantıları ifade eder, kanamaya neden olabilir.

Amiloid Anjiyopati

Bazen yaşlanma ve yüksek tansiyon ile ortaya çıkan kan damarı duvarlarının anomalisidir. Büyük bir kanamadan önce, çok küçük ve fark edilmeyen kanamalara neden olabilir.

Kanama Bozuklukları

Hemofili gibi kimi pıhtılaşma bozuklukları, beyinde meydana gelebilecek mikro kanamaların kendi kendine durmasına engel olarak daha büyük kanamalara neden olabilir.

Beyin Tümörleri

Beyinde meydana gelen tümörler de beyin kanamasına yol açabilir.

Belirtiler

Beyin kanamasının belirtileri her kişide farklı olabilir. Belirtiler kanamanın beyindeki yerine, şiddetine ve etkilenen doku miktarına bağlıdır. Semptomlar aniden veya zamanla gelişebilir. Aşamalı olarak kötüleşebilir veya aniden ortaya çıkabilir. Yaygın görülen belirtileri;

•Hafif bilinç bulanıklığı, sersemlik halinden koma haline değişen bilinç bozukluğu hali

•Şiddetli baş ağrısı

•Bulantı

•Kusma

•Baş dönmesi

•Epilepsi nöbeti atağı

•Kanamanın etkilediği beyin bölgesine bağlı olarak beyin fonksiyonlarında bozukluklardır.

Beyin kanamasını her zaman önceden anlamak mümkün değildir. Beynin kanamadan etkilenen bölgesine göre konuşmada bozukluk, kol ve bacakta kasılmalar, bilinç kaybı, sağ ya da sol tarafta uyuşma veya kuvvet kaybı ya da felç olabilir.

Tanı Yöntemleri

Beyin kanamasında en kıymetli inceleme beyin tomografisi olarak değerlendirilir. Kanamayı en iyi ve hızlı biçimde tomografi gösterir. Tomografiler, muayene esnasında tespit edilen belirti ve bulguların bir kanamadan kaynaklanıp kaynaklanmadığını ayırt etmenin yanı sıra, eğer kanama varsa, bunun çeşidine de karar vermekte kullanılabilmektedir. Ayrıca tomografilerden sonra bilgisayarlı anjiyografi, MR, MR anjiyografi gibi tetkikler sayesinde altta yatan sebep öğrenilebilir. 

Tedavi Yöntemleri

Beyin kanaması acil müdahale gerektiren bir durumdur. Ölüm riskinin fazla olması, inme gibi durumlara yol açabilmesi ve beynin etkilendiği bölgeye göre, konuşma, hareket, görme kayıplarına yol açabildiği için belirtilere dikkat edip acil servise başvurmak gereklidir.

Kanamaların özelliklerine, çeşidine, boyutuna ve hastanın durumuna göre tedavi seçenekleri çeşitlenmektedir.

Kimi hastalarda gözlem altında takip daha uygunken, kimi hastalarda anjiografik yöntemlerle tedaviler ön plana çıkmakta, bazı hastalarda ise cerrahi tedaviler kullanılabilmektedir.

Bunların yanı sıra beyin ödemini gidermeye yönelik ilaçlar ve epilepsi engelleyici ilaçlar da tedavide kullanılabilmektedir.

İyileşme Süreci

Beyin kanamasının büyüklüğüne bağlı olarak ve yaptığı hasar soncu, konuşma bozuklukları, solunum bozuklukları, kuvvetsizlik ve koma olabileceği gibi küçük kanamalarda hiçbir hasar bırakmadan da iyileşme görülebilir.

Özellikle kanama sonrasında hasar görülen hastaların iyileşme sürecinde desteğe ihtiyacı vardır, beynin zarar gördüğü bölgeye göre çeşitli işlevlerde kalıcı bir takım engellere de yol açabilir. Bu gibi durumlarda fizik tedavi ve rehabilitasyon süreci büyük önem taşımakla beraber hastaya verilecek sosyal destek de tedavinin bir parçası olarak düşünülmelidir.

Beyin Kanaması Sonrası

Tansiyonunuzu kontrol altında tutun: Daha önce beyin kanaması geçiren kişinin ne tür bir beyin kanaması geçirdiği önemlidir. Hipertansiyona bağlı bir kanama ise bundan sonraki yaşamında tansiyon ilaçlarını düzenli alması, sık kontrolde olması ve tansiyonu kontrol altına alması gerekir.

Kafa Travmalarından Korunmak Önemlidir

Araç içi seyahatlerde mutlaka emniyet kemeri kullanın, motorsiklet ve bisiklet sürerken kask kullanmayı ihmal etmeyin.

Sigara kullanımı hem kan basıncını arttırması hem de damar yapısına verdiği zararlardan ötürü beyin kanamaları için önemli bir risk faktörüdür. Bunun yanı sıra aşırı alkol kullanımı da benzeri etkilere sahiptir ve beyin kanamaları için risk oluşturur

Beyin Pili

Beyin pili tedavisinde hastaya ilk olarak beyin MR'ı çekilir. Hastanın bulgularına göre belirlenmiş olan beyin pilinin koyulacağı hedef MR üzerinde belirlenir. Ameliyat sabahı lokal anestezi ile hastanın kafasına çerçeve yerleştirilip beyin tomografisi çekilir.

Beyin tomografisi ile MR görüntüsü birleştirilerek hedefin koordinatları düzenlenir. Ardından hasta ameliyathaneye alınır ve 2 aşamalı olan bu operasyonun ilk aşaması başlar.

Hasta uyutulmadan, lokal anestezi altında, belirlenen koordinatlara göre uzun çubuklar (elektrot) hedefe yönlendirilir.

Bu aşamada hasta ile konuşularak ilerlenir. Beyindeki hücrelerin sesleri mikroelektrot kayıt ile takip edilerek hedefin doğruluğu teyit edilir. Hastanın bulgularında düzelme görüldüğü alana kalıcı olarak 2 tane elektronik çubuk(elektrot) yerleştirilir.

Ardından hastanın kafasındaki çerçeve çıkarılır. Hasta tamamen uyutulur ve ameliyatın 2. aşamasına geçilir. Yerleştirilmiş olan elektronik çubuklar cilt altından köprücük kemiğinin altına yerleştirilen pil ve uzatma kablosu yardımı ile birleştirilir.

Beyin Pili Ameliyatının Riskleri Nelerdir?

Beyin cerrahisinin uyguladığı birçok ameliyata göre daha az risk mevcuttur. Beyin kanaması, enfeksiyon, damar tıkanıklığı, kol ve bacaklarda güçsüzlük, görmede bozulma, depresyon vb. şeklinde %1-2 oranında gözlenebilir.

Beyin Pilinin Parkinson Hastalığına Nasıl Faydası Olur?

İlaç alımına bağlı görülen, istemsiz kasılmalar(diskinezi) gibi yan etkilerde düzelme görülür. İlaç alımları arasında vücutta ilacın azalmasına bağlı gelişen şiddetli dalgalanmalar azalır. Cerrahi hedefe göre değişmekle birlikte ilaç dozlarında azalma olur.Hastaların artan bağımsızlığı ile günlük yaşama katılım oranı yükselir.

Beyin Pili Başka Hangi Hastalıklarda Kullanılır?

•Ailevi titreme bozukluğu (Esansiyel Tremor),

•Vücudun belli bölgelerinin kasılma hastalığı (Distoni),

•Tik rahatsızlığı (Tourette Sendromu),

•Takıntı(Obsesif Kompulsif Bozukluk),

•Depresyon,

•Kronik ağrı, epilepsi alanında kullanılmaktadır.

Bunların yanında obezite, alzheimer, ilaç bağımlılığı, baş ağrısı gibi hastalıkların tedavisinde beyin pili ile ilgili yapılan çalışmalar dünya çapında devam etmektedir.

Beyin Pili Hastaları Nasıl Takip Edilir?

Ameliyatın ardından nöroloji hekimleri tarafından takip edilerek beyne yerleştirilen elektrotların uzaktan kumanda benzeri bir aletle ayarlaması yapılır.

Beyin Pili Şarj Edilebilir Mi?

Kullanılan ilk beyin pillerinin ömrü ortalama 5 yıl civarında olup gelişen teknoloji ile 25 yıl şarj edilebilir piller haline getirilmiştir. Beyin pilinin güç kaynağı köprücük kemiğinin altındaki alanda bulunur ve pil değişimi esnasında yalnızca bu bölge açılarak kısa sürede yeni batarya ile değiştirilir.

Beyin Pili (DBS) Günlük Yaşamı Etkiler Mi?

Beyin pili operasyonu geçiren hastaların günlük yaşamında herhangi bir değişiklik yaşanmıyor. Hastalar beyin pilinin takılması ile birlikte günlük işleri kolayca halledebiliyorlar.

Beyin Tümörleri

Beyin tümörleri, kafatası içinde yerleşen tümörler oldukları için basınç artışına bağlı olarak belirgin belirtiler gösterebilir. Şiddetli baş ağrısı, bulantı ve kusma en önemli belirtileri arasında yer alır.

Beyin tümörleri, beynin kendi içinde oluşan tümörlerin yanı sıra çevredeki dokulardan kaynaklanan ve kafatası içine doğru büyüyen tümörleri de kapsar.

Bazı kanser türlerinde olduğu gibi beyin tümörlerinin neden geliştiği konusunda hala net bir yanıt yok. Ancak beyin tümörü hakkında kesin olarak bilinen şey, her yaş grubunda görülebilmesidir. Dünya nüfusu yaşlandıkça beyin tümörlerinin görülme oranı artmaktadır.

Beyin tümörleri, insanların çoğu kez öğrenmekten bile çekindikleri, ciddi sonuçlara yol açabilen sağlık sorunları arasında sayılır. Yaşam kalitesinin ve süresinin düşmesine neden olan beyin tümörlerinde ölüme giden sonuçlar yaşanabilmektedir.

Toplumda beyin tümörlerinin görülme oranının giderek sıklaşacağı tahmin edilmektedir. Bunun nedeni ise dünya nüfusunun yaşlanmasıdır. İlerleyen yaşlarda, beyin tümörlerinin görülme sıklığı artar. Bilim insanları, gündeme giren bu tahmin nedeniyle dikkatlerini, beyin tümörlerinin tedavisine ve sonrasında yaşam kalitesine odaklamaktadır.

Belirtiler

Beyin tümörleri, kafatası içinde yerleşen tümörler oldukları için kafatası içinde basınç artışına bağlı olarak şiddetli baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi yaygın belirtiler görülebilmektedir.

Bunun dışında beynin etkilenen bölgesine göre farklı belirtiler ortaya çıkar. Bunlar: sağ veya sol vücut yarısında kuvvetsizlik, uyuşma, yürüme bozukluğu, görme kaybı, işitme kaybı, hafıza bozukluğu, konuşmada güçlük, dengesizliktir. Hipofiz bezi tümörlerinde ise; adet düzensizliği, el ve ayaklarda büyüme gibi çeşitli hormonal bozukluklar ortaya çıkabilir.

Tanı Yöntemleri

Beyin tümörlerinin tanısında kullanılan görüntüleme yöntemleri; beyin tomografisi ve manyetik rezonans görüntülemedir. Bazı özel tümörlerde beyin tomografisi çok değerli bilgiler vermektedir. Ancak günümüzde beyin tümörü tanısında standart, manyetik rezonans görüntülemedir.

Beynin yapısı ve tümörün bulunduğu bölge bazen tümörün cinsi ile bu tümörden beynin ve sinirlerin ne kadar etkilendiği konusunda ayrıntılı bilgi verir. Bunların dışında anjiyografi, PET gibi farklı bazı yöntemlere de ihtiyaç duyulabilir. Bunlarla, tümörün kanlanma özellikleri, kötü huylu olup olmadıkları konusunda bilgi elde edilmektedir.

Tedavi Yöntemleri

Beyin tümörlerinin tedavisinde temel olarak 3 ayrı yöntem kullanılır. Bunlar; cerrahi, ilaç tedavisi ve radyasyon tedavisidir. Bu yöntemlerden genellikle cerrahi yöntem ön plana çıkar. Bunun nedeni: Tümörlerin genellikle kafatası içinde beyine baskı yapmaları ve kafa içi basıncı arttırmalarıdır.

Cerrahi Tedavi

Cerrahi tedavide, tümörün çıkartılması, beyin ve sinirlerin rahatlatılması ve tümörün cinsinin saptanması için patolojik inceleme olanağı bulunur. Üstelik günümüzde cerrahi tedavilerde son derece büyük ilerlemeler kaydedilmektedir. Birkaç örnek vermek gerekirse, cerrahi mikroskobun kullanımı bir standart haline gelmiş durumdadır. Bazı tümörlerin çıkartılmasında İntraoperatif MR kullanımı önemli katkılar sağlar. Eskiye göre cerrahi girişime bağlı komplikasyonların oranı azalmıştır.

Kemoterapi (İlaçlı Tedavi)

İlaçlı tedaviler alanında son yıllarda çok önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Genellikle kötü huylu tümörlerde kullanılan kemoterapiler hastaların yaşam süresini uzatır veya tamamen iyileşme sağlar. Ancak bazen özellikle hipofiz bezi tümörlerinde olduğu gibi iyi huylu tümörlerde de ilaç tedavilerine ihtiyaç duyulur.

Radyasyon (Işın Tedavisi)

Radyasyonun beyin tümörlerinde kullanılması çok uzun bir geçmişe sahiptir. Buna ek olarak “Radyocerrahi” adı verilen “Gamma Knife”, “Cyberknife Radyocerrahisi” gibi yöntemler de beyin tümörü tedavisinde kullanılabilir.

Boyun Fıtığı

Vücudun dik durmasını sağlayan omurga, ortalarından omuriliğin geçtiği ve omur (vertebra) denilen 33 kemikten oluşur. Omurlar bir adet yumuşak disk ve iki adet yüzeysel eklem ile birbirlerine bağlanırlar. Kuvvetli bağ dokusundan oluşmuş olan disk, bir omuru diğerine bağlayan en önemli yapıdır. Disk içinde ise omurlardaki baskıyı amortisör göreviyle karşılayan kıkırdak bir doku vardır.

Yanlış ya da ters hareket yapma ya da ağırlık kaldırma gibi hareketlerle adaleler kasılır ve bu bağlar sıkışır.  Ayrıca yaşlandıkça diskin merkezi su içeriğini kaybeder, disk yastıklama görevini eskisi kadar iyi yapamaz hale gelebilir.

Disk bu nedenlerle hasar gördüğünde, dış tabakası yırtılır ve disk içindeki kıkırdak doku dış tabakadaki bir yırtıktan çıkarak sinirlerin ve omuriliğin yer aldığı boşluğa taşar. Bu durum da boyun fıtığına neden olur. Bu taşma kol ve omuriliğe giden sinirlere baskı yaptığından çeşitli şikâyetler oluşturur.

Boyun Fıtığı (Servikal Disk Hernisi) Nedir?

Boyun Fıtığı, travmalar, zorlamalar, kazalar veya yaşlandıkça diskin merkezi su içeriğini kaybetmesi diskin yastıklama görevini eskisi kadar iyi yapamaz hale getirir.

Disk, bozulmaya devam ettikçe dış tabakası da yırtılır ve merkezi dış tabakadaki bir yırtıktan çıkarak sinirlerin ve omuriliğin yer aldığı boşluğa taşmasıyla birlikte boyun fıtığına neden olur.

Boynumuz 7 adet omurdan oluşur ve omurlarımız arasında hareket edebilmemizi sağlayan diskler yer alır. Bir omuru diğerine bağlayan en önemli yapı olan disk kuvvetli bağ dokusundan oluşmuştur ve omurlar arasında yastık ya da darbe emici gibi görev yapar.

Disk ve faset eklemleri omurların hareketlerine izin vererek boynunuzu ve sırtınızı eğmenizi ya da çevirmenizi mümkün kılar. Disk, "annulus fibrosus" adı verilen dayanıklı bir dış tabaka ve "nucleus pulposus" adı verilen jöle kıvamında bir merkezden oluşur.

Nedenleri

Boyun fıtığı 20-40 yaşları arasında, genellikle vücudunu çok kullanan kişilerde ortaya çıkar. Ağır yük kaldırma, ters bir hareket yapma, itme hareketinin sık yapılması, bağ dokusunun yırtılması fıtık riskini artırır. Trafik kazaları ya da yüksekten düşme de diğer nedenler arasındadır.

Bunların yanı sıra, duruş bozukluğuna yol açan uzun süreli masa ya da bilgisayar başında oturanlarda da bu rahatsızlık sıklıkla ortaya çıkar.

Cep telefonunun uzun süre kullanımı, boynu eğerek uzun süre ekrana bakmak, ya da telefonu boyna kıstırarak konuşmak da boyun fıtığına yol açabilir.

Telefon ya da tableti göz hizasından aşağıda tutmak ve uzun süre bu şekilde bakmak boyun fıtığı için risk oluşturur.

Tam olarak genetik bir geçiş söz konusu olmasa da anne babasında bu hastalık görülen çocukların boyun fıtığı olma riski, disk eklemlerin hassasiyetinde genetik faktörlerin etkili olabilmesinden ötürü daha fazladır.

Belirtiler

Boyun fıtığının en öne çıkan belirtisi boyun ağrısıdır. Fakat her boyun ağrısı fıtıktan kaynaklanmaz. Bunların büyük bir kısmı kas kökenli ağrılardan kaynaklanır. Boyun fıtığı zorlamaya ve ağır kaldırmaya bağlı olarak ortaya çıkar.

Fıtığa bağlı gelişen ağrılar, sırta, kürek kemiğine, omuza, başın arka tarafına ve parmak ucuna kadar inen ağrılar şeklinde görülür. Ağrı dışında, ileri derece fıtıklarda, sıkışan sinirin fonksiyonuna bağlı olarak kolların ve parmakların belli bölgelerinde uyuşukluk, karıncalanma, güç kaybı ortaya çıkabilir.

•Boyun ağrısı: Başın arka kısmından şakaklara doğru yayılabilir. Şiddetli, geçmeyen kola yayılan ağrı şeklinde görülür.

•Sırt, kol ve omuzlarda ağrı

•El becerilerinde azalma

•Kol ve parmaklarda uyuşmalar ve karıncalanma

•Duyu kaybı

•Elektriklenme

•Kol ve el kaslarında güç kaybı

•Reflekslerde zayıflama

•Kolda incelme

Çok nadir olarak fıtıklaşmış disk omuriliğe baskı yaparak bacaklarda da sorunlara sebep olabilir. Ayaklarda uyuşma, idrar ve gaita kaçırma çok nadir olarak görülebilir.

Sinir köküne ya da bir omurilik dokusuna bası yapıldığında o bölgede ödem meydana gelebilir. Ödem de baskıyı artırdığından rahatsızlık bir kısır döngüye girebilir.

Gliomlar

Gliomlar beyinin destekleyici dokusu olan glial hücrelerde oluşan bir grup tümörü tanımlamak için kullanılan genel bir isimdir.

Astrositomlar, oligodendrogliomlar ve epandimomalar dâhil birçok gliom tipi vardır. En yaygın gliom tipi astrositomdur. Gliomlar tüm beyin tümörlerinin yaklaşık %30'unu oluşturur ve sıklıkla kötü huyludur yani habistir.

Belirtileri beyin tümörlerindeki genel belirtilerdir. Baş ağrısı, nöbetler, mide bulantısı ve kusma görülebilir. Yerleştikleri bölgelere bağlı olarak da belirtiler verirler. Epilepsi (Sara nöbeti) bazı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir. Kişilik değişikliklerine neden olabilirler.

Bu nedenle kötü seyirli gliomlarda beyin ameliyatı, gammaknife radyo cerrahisi, kemoterapi, radyoterapi gibi çeşitli tedavi yöntemleriyle tümürün yok edilmesi gerekir.

Nedenleri

Beyin tümörlerinin oluşum nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Az sayıda insanda nörofirbomatozis ya da tüberöz skleroz gibi genetik hastalıklar gliomlara neden olabilir. Fazla radyasyona maruz kalmanın da tümör oluşumuna neden olduğu düşünülmektedir.

Gliomların ya da diğer beyin tümörlerinin oluşumunu engelleyecek herhangi bir yöntem ya da önlem yoktur.

Bilinmesi gereken beyin tümörlerinin çocukluk çağı dahil her yaşta gelişebileceğidir.

Beyin Tümörleri Risk Faktörleri

Diğer kanser türleri gibi genellikle ileri yaşlarda ve bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde daha sıklıkla görülmektedir. Fakat en çok bilinen faktörlerden bir tanesi uzun süreli radyasyona maruz kalmaktır.

Bunun yanı sıra kimyasallara, elektromanyetik alanlara ve virüslerin enfeksiyonlarına maruz kalmak hastalığın riskini arttıran unsurlar arasındadır. Beyin tümörü dış etkenlerle gelişen bir hastalık olabileceği gibi aile geçmişinde bu hastalığa rastlanan kişilerde de görülebilir.

Gliomların Türleri

Hangi tür glial hücrelerden kaynaklandığına göre değişir. Başlıca tipler şunlardır:

Astrositom

Kötü huylu beyin tümörleri içinde en sık görülendir ve beynin herhangi bir yerinde görülebilir. İsmini, beynin içindeki yıldız şeklindeki hücreler olan astrositomlardan alır.

Oligodendroglioma

Bu gliomlar, beynin sinir liflerini kaplayan ve miyelin adı verilen olglial hücrelerden yani oligodendrositlerden kaynaklanır.

Oligoastrositom

Bu gliomlar anormal oligodendrositlerin ve astrositlerin bir karışımıdır.

Ependimom

Bu tip bir gliom, beynin ve omurilik kanalının boşluklarını kaplayan hücrelerden gelir. Çocuklarda en yaygın görülen tiptir.

Ganglioglioma

Beyinde veya omurilikte meydana gelebilen bu nadir gliom, hem glial hücrelerden hem de sinir hücrelerinden oluşur.

Belirtiler

Gliom tipi tümörlerin belirtileri, diğer beyin tümörlerininki ile aynıdır ve büyük ölçüde tümörün beyinde olduğu yere ve tümörün büyüklüğüne bağlıdır.

Beyin tümörleri, kafatası içinde yerleşen tümörler oldukları için basınç artışına bağlı olarak şiddetli baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi yaygın belirtiler görülür. Tümör büyüdükçe belirtiler şiddetlenir.

Baş Ağrısı

•Eğer baş ağrınız aşağıdaki şekildeyse mutlaka doktora başvurun.

•Çok şiddetli baş ağrısı (özellikle her gün baş ağrısıyla uyanıyorsanız)

•Başınız normalden sık ağrıyorsa

•Daha önce hissetmediğiniz türde bir baş ağrınız varsa 

•Hem baş ağrısı hem başka bir hastalığı aynı anda yaşıyorsanız 

•Öksürme, egzersiz, bağırma, eğilme gibi kafa içi basıncını artıran durumlarda baş ağırınız kötüleşiyorsa.

Diğer Belirtiler Şunlardır;

•Epileptik ataklar, yani sara krizi tarzı nöbetler

•Mide bulantısı ve kusma

•Çift görme ve görmede bozukluk ve bulanıklık (baş ağrısı ile birlikte ya da ayrı olarak ortaya çıkabilir.)

•Baş dönmesi ve yürüme ile ilgili problemler gibi denge problemleri

•Konuşma bozukluğu

•Motor becerilerde bozulma veya duyusal bozukluklar 

•Hafıza kaybı, davranışlarda değişiklik

Beynin etkilenen bölgesine göre farklı belirtiler de ortaya çıkar. Bunlar; sağ veya sol vücut yarısında kuvvetsizlik, uyuşma, yürüme bozukluğu, görme kaybı, işitme kaybı, hafıza bozukluğu, konuşmada güçlük, dengesizlik olabilir.

Tanı Yöntemleri

Nöroloji doktorunuz gliomların tanısını koymak için kapsamlı bir nörolojik muayene yapar. Muayene sırasında doktorunuz reflekslerinizi, görme, işitme, denge ve koordinasyon yetilerinizi kontrol eder.

Bunlarda bir ya da birden fazla sorun varsa, beyin tümörünün beyninizin hangi bölümlerini etkileyebileceği hakkında bilgi edinir. Sonrasında beyinde bir tümör olup olmadığını anlamak için MR ve Bilgisayarlı Tomografi taraması yapılır.

MR taraması boyalı kontrast maddenin damardan verilmesi ile (Kontrastlı Beyin MR) yapılır. Bu tarama ile tümör ayrıntılı şekilde görülebilir ve doktorunuz beyindeki tümörün büyüklüğü, yeri ve tipini tespit eder. Beyinde ödem ya da beyin dokusunda değişiklik varsa görülebilir.

Ek olarak MRS adı verilen Magnetic Rezonans Spetroskopi yapılarak tümördeki kimyasal ve mineral düzeyleri ölçülür.

Bu ölçümler, bir tümörün kötü huylu veya iyi huylu olup olmadığına dair bilgi verme amaçlıdır.

Ayrıca, belirtileri beyin tümörü ile karışabilecek enfeksiyon (tüberküloz, parazit, bakteri ve mantar), demiyelinizasyon (miyelin ya da bir beyin nöronlarının koruyucu kılıfına) veya felç gibi başka hastalıklar mevcutsa, doktorunuz bu konuda bilgi sahibi olur.

Doktorunuz akciğer kanseri gibi beyne metastaz yapabilecek diğer kanserleri elemek için kanser taraması da yapabilir. Ancak gliomlar başka kanserler nedeniyle oluşmaz, yalnız beyinde oluşabilen tümörlerdir.

Kesin tanı tümörden alınan beyin biyopsisi sonrası, bu konuda uzman patologlar tarafından tümörün mikroskop altında ve moleküler (genetik) yapısının belirlenmesi ile konur.

Ameliyat ile tümörün tümün çıkarıldıktan sonra, tümörün zarar verdiği ya da yayılım gösterebileceği alanlar konusunda biyopsi sonuçlarına göre karar verilir. Buna göre ışın tedavisi, ikinci bir cerrahi ya da başka tedaviler uygulanabilir.

Tümör beynin ulaşılması zor ya da zarar görecek bir yerindeyse steoreotaktik iğne biyopsisi tercih edilir. Kafatasınıza açılan delikten ince bir iğne yardımıyla doku örneği alınarak mikroskop altında analiz yapılır.

Tedavi Yöntemleri

Gliomların tedavisi tümörün tipine, büyüklüğüne, hangi evrede olduğuna ve beyindeki yerine göre belirlenir. Ayrıca yaşınız ve sağlık durumunuza göre de uygulanacak tedaviye karar verilir.

Gliomlar dâhil tüm beyin tümörlerinin öncelikli tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu ister kötü huylu olsun, tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler.

Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi (radyoterapi) ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulaması yapılabilir.

Tümörün çıkarılmasının yanı sıra, tümörün yan etkilerini kaldırmak için ilaç tedavisi de verilebilir. Kortizonlu bazı ilaçlar beynindeki ödemin inmesine yardımcı olur, ayrıca anti-epileptik ilaçlar nöbetleri önlemede kullanılabilir.

Glioma Tedavisinde Gamma Knife Radyo Cerrahi

Açık ameliyat olmayan bu yöntemde, Gamma Knife cihazı tarafından yollanan gamma ışınları ile tümör yok edilir. Tedavide amaçlanan; hızlı büyüyen tümörler ve beyin damar yumaklarının tamamen ortadan kaldırılması; yavaş büyüyen tümör cinslerinde ise büyümenin durdurulmasıdır.

Hasta MR benzeri cihaza yatar ve ortalama 45 dk. süren bir tedavide, beyin ve sinir cerrahisi uzmanının gözetiminde tedavi gerçekleşir. Kişi ışın nedeniyle herhangi bir ağrı ya da acı hissetmez.

Menenjit

Beyin ve omuriliği çevreleyen zarların iltihaplanması olarak tanımlanan menenjit, acil tıbbi müdahale gerektiren bir hastalıktır.

Ateş, baş ağrısı ve kusma menenjitin temel belirtileridir; ancak bu belirtiler kimi başka hastalıklarda da saptanabilmektedir. Bu nedenle bu gibi belirtilerin varlığında hızlıca bir sağlık kuruluşuna başvurmak oldukça önemlidir.

Virüsler menenjitlerin en sık nedenidir. Bununla beraber, bakteriler, mantarlar veya parazitler de menenjite sebep olabilir.

Menenjitler her yaşta görülebilmekle beraber, yeni doğanlar ve 1 yaşından küçük çocuklarda risk oldukça yüksektir. Bununla beraber 60 yaşın üzerindeki kişilerde de menenjitin görülme sıklığı artmaktadır.

Çocukluk çağında yapılan karma aşılar menenjite neden olan birçok bakteriye karşı koruyuculuk sağlamaktadır; fakat, ebeveynlerin hastalığın belirtilerini dikkate alması, tedavinin vakit kaybetmeden başlaması ve hastalığın zarar bırakmaması açısından oldukça önemlidir.

Virüslerin neden olduğu menenjit en sık görülen tiptir ve diğerlerine kıyasla daha az şiddetlidir. Bakteriyel menenjitler nispeten nadir olmakla beraber tedavi edilmezse çok ciddi sonuçlara yol açar.

Suçiçeği, kızamık, kabakulak, uçuk gibi hastalıklara neden olan virüsler ile genellikle sindirim sistemiyle özdeşleştirilen enterovirus ailesi menenjitlere sebep olabilmektedir. Bunların yanı sıra, Streptococcus pneumoniae, Neisseria mengitidis, Haemophilus influenza tip B gibi bakteriler de menenjitlerin nedenleri arasındadır.

Çocukluk çağı ve sonrası dönemde yapılan aşılar hastalığa neden olan enfeksiyonların çoğuna karşı koruma sağlar.

Belirtiler

Menenjitte görülebilecek kimi belirtiler şunlardır:

•38 derece ve daha yüksek ateş

•Şiddetli baş ağrısı

•Boyun tutulması 

•Ensede sertlik

•Parlak ışığa bakmaktan kaçınma 

•Sersemlik ve tepkisizlik

•Bilinç bulanıklığı

•Havale

•Soğuk el ve ayaklar 

•Titreme

•Hızlı soluk alıp verme 

•Eklem ve kas ağrıları

Özellikle yüksek ateş, bilinç bulanıklığı ve baş ağrısı gibi şikâyetlerde bir sağlık kuruluşuna başvurmak oldukça önemlidir.

Çocuklardaki ana belirtiler, ateş, ense sertliği, baş ağrısı, bilinç bulanıklığı, huzursuzluk, bulantı, kusma ve ışığa bakamamadır.

Bunun yanı sıra, 2 yaşından küçük çocuklarda şu belirtilerle menenjite işaret edebileceğinden hastaneye başvurulmalıdır.

•Çocuğun vücudunun göbeği yukarı kalkık ve kafası geride arkaya doğru bükülmesi

•Az yemek yeme,  

•İnleme şeklinde ya da çok tiz ağlama,  

•Soluk ve lekeli bir görünüm,  

•Kafada bulunan bıngıldağın aşırı gergin ve şiş olması,  

•Kaskatı olma.

Nasıl Bulaşıyor?

Menenjite neden olan virüs ve bakteriler aşağıdaki yollarla bulaşabilir:

•Öksürme

•Hapşırma

•Öpüşme

•Ortak mutfak eşyaları, tabaklar ve çatal-kaşık kullanma.

Virüsler ya da bakteriler burun, boğaz ya da kulak yoluyla vücuda girer ve beyne ulaşarak enfeksiyona neden olur.

Menenjit her yaşta oluşabilir, ancak araştırmalar bu yaş gruplarında daha yaygın olduğunu gösteriyor:

•1 yaşın altındaki çocuklar

•Gençler ve genç yetişkinler (16-25 yaşları arasında)

•60 yaşın üzerindeki kişiler

Çocuklarda bağışıklık sistemi gelişmediğinden menenjit en tehlikeli hastalıkların başında gelir. Bunun yanı sıra, dalağı hasarlanmış veya alınmış olan kişiler ile uzun süreli hastalık geçirme veya bağışıklık sistemi bozuklukları gibi sağlık sorunlarına sahip kişiler de risk altındadır.

Menenjite neden olan bazı mikroplar kolayca yayılabildiğinden, yoğun nüfuslu ve insanların birbirine yakın yaşadığı yerlerde salgınlar olabilmektedir. Yurtlar, kışlalar gibi toplu halde kalınan yerlerde etkenin yayılma ihtimali yüksektir. Ayrıca Afrika, Hindistan gibi bölgelere yapılan seyahatler ile Hac ziyaretinde yetişkinlerin tekrar menenjit aşısı olması tavsiye edilir.

Ayrıca AIDS ya da kanser hastaları gibi bağışıklık sistemi düşük olan kişilerin menenjite yakalanma riski daha fazladır.

Tanı Yöntemleri

Doktor tarafından önce fizik muayene yapılır. Ense sertliği, eklemlerin esnekliği ve ciltte döküntü olup olmadığı kontrol edilir.

Kan testi: Kanda enfeksiyon belirteçleri ile bakteri ve virüs varlığı araştırılır. 

Lomber Ponksiyon:

Belden yapılan bu işlemde bel omurları arasından bir iğne yardımıyla beyin-omurilik sıvısı alınarak bakteri ve virüs varlığı araştırılır.

Bilgisayarlı Tomografi:

Beyinde herhangi bir anatomik değişiklik olup olmadığı kontrol edilir.

Tedavi Yöntemleri

Bakteriyel menenjit çok ciddi durum olduğunda doktor hastanın belirtilerine dayanarak menenjitten şüphelenirse hastanede hemen antibiyotik tedavisine başlar.

Test sonuçları sonrası saptanan bakteriye bağlı olarak antibiyotikler değişebilir. Kişinin yaşına ve risk faktörlerine bağlı olarak antibiyotik tedavisinin süresi 7-21 gün boyunca değişir.

Ayrıca ateş, terleme, kusma nedeniyle kaybedilen sıvılar yerine konur. Bazı vakalarda beyindeki ödemi azaltmak için streoid ilaçlar (kortizon tedavisi) verilebilir.

Eğer testlerde menenjit işaretleri yoksa antibiyotik tedavisi durdurulur.

Bakteriyel menenjit çok ciddi bir durumdur; hastanede tedavi edilir ve hastanın durumu yakın takip edilir. Ciddi viral menenjit vakalarında da hastane yatışı gereklidir.

Bakteriyel menenjit oldukça tehlikeli bir durum olmasına rağmen hastalık doğru şekilde teşhis edilir ve hemen tedaviye başlanırsa iyileşir. Eğer tedaviye hemen başlanmazsa işitme kaybı, kalıcı nöbetler, zihinsel bozukluklar hatta felç oluşabilir.

Viral Menenjit Tedavisi

Belirtileriniz şiddetli ise, doktorunuz antiviral ilaçlar verebilir. Bol istirahat önemlidir. Kimi durumlarda tedavinin hastanede devam etmesi uygun görülebilir.

Menenjiyom

Menenjiyomlar, beyni saran zarlardan kaynaklanan, yavaş büyüyen ve çoğu iyi huylu olan tümörlerdir. Beynin içinden kaynaklanmadığı için teknik olarak beyin tümörü olmasalar da büyümeleriyle beraber beynin üzerinde baskı yaratarak bir takım belirtilere sebep olurlar.

Genellikle iyi huylu olmaları nedeniyle kanserli tümörlerden farklı olarak vücudun diğer bölgelerine yayılma (metastaz) gösterme eğilimde değillerdir. 

 Ancak bu tümörler büyüdükçe nörolojik rahatsızlıklara ve beyin ve omuriliği sıkıştırdıkları için ciddi durumlara yol açabilirler. Ağrı kesicilerle dindirilemeyen baş ağrıları, felç, hormonal bozukluklar, görme kaybı, epilepsi nöbetlerine ve beyin kanamalarına neden olabilen menenjiyomlar mutlaka takip edilmelidir.

Menenjiyomlar genellikle yetişkinlerde 40’lı yaşlardan sonra ortaya çıkmaktadır. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülür.

Çeşitleri

Menenjiyomlar birden fazla çeşidi bulunmaktadır, bunlar;

•Tümörün büyüme hızına göre üç tip menenjiyom vardır:

•Yavaş büyüyen Grade I, (selim menenjiyom)

•Daha hızlı büyüyen Grade II (atipik menenjiyom)

•Hızla büyüyen ve hızla yayılan Grade III (habis menenjiyom)

Nedenleri

Menenjiyomlar oluşumunun kesin nedeni bilinmiyor. Ancak yapılan çalışmalarda aşağıdakilerin rol oynadığı düşünülüyor.

•Genetik yatkınlık 

•Radyasyona maruz kalma,

•Kafa travması,

•Hormonal değişlikler (gebelik gibi, özellikle progesteron hormonunun artışı)

Belirtiler

Menenjiyomlar, beyindeki herhangi bir yerleşimde ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle farklı semptomlarla kendini gösterebiliyor.  Çevre dokular ve damarlar etkilenebildiği ve hastalığın tedavisi de zorlaşabildiği için tümörün ortaya çıktığı yer önem taşıyor.

Bu tip tümörler genellikle yavaş geliştiğinden, tümör büyüye kadar herhangi bir belirti vermeden büyüyebiliyor. 

Belirtileri, tümörün ortaya çıktığı ve beyni etkilediği bölgeye göre değişmekle beraber, genel olarak aşağıdaki gibi olabilmektedir:

•Baş ağrısı

•Mide bulantısı

•Görme veya işitme kaybı

•Nöbetler

•Net düşünmede zorluk

•Yürümede problem

•Koku hissi kaybı

•Kol veya bacakta zayıflık hissi

Tanı Yöntemleri

Menenjiyomlar hem yavaş ilerledikleri, hem de ilk dönemlerinde herhangi bir şikâyet yaratmadıkları için tanı koymak zorlaşabiliyor. Tanıda hekiminizin alacağı ayrıntılı bir tıbbi öykü ve ardından yapacağı nörolojik muayene, sonrasında beyin MR ve Bilgisayarlı Tomografi (CT) yöntemleri kullanılıyor. 

Tedavi Yöntemleri

Tedavilerindeki ilk seçenekte cerrahi girişim yer alıyor. Ancak bazı menenjiyomların tamamen çıkarılması mümkün olmayabiliyor. Bazen de yapılacak bir cerrahi girişimin riskleri yüksek olabiliyor.

Bu durumda Gamma Knife radyocerrahisi kullanışlı bir seçenek olabiliyor. Ayrıca cerrahi sonrası kalıntı olan veya tümörü tekrar büyüyen hastalarda da kullanılabiliyor. 

Gözlem ve Takip

Farklı nedenlerle yapılan MR ve tomografi görüntülemelerinde tesadüfen fark edilen tümörlerde, eğer tümörün beyne dolaylı ya doğrudan olumsuz etkisi yoksa bir tedavi uygulanmayabiliyor.

Bu küçük tümörler genellikle düzenli olarak görüntüleme yöntemleriyle takip ediliyor. Takipler sırasında tümör büyümüyor, zarar verebilecek büyümeye ulaşmıyor ya da menopoz dönemde küçülebilen türlerdense kişi ömür boyu herhangi bir tedavi almadan hayatını sürdürebiliyor. 

Ancak, kişide olumsuz etkiler gösteren, takiplerinde düzelme olmayan, beyinde yerleştiği noktaya ve cerrahi gerektiren büyüklüklere ulaşmış tümörlerde ise cerrahi tedavi öneriliyor.

Cerrahi

Menenjiyomlar çoğu cerrahiye uygun oluyor. Kişinin genel sağlık durumuna, beklenen yaşam süresine, tümörün büyüklüğüne ve yerleşim yerine göre de ameliyat kararı veriliyor. Ameliyatta damar veya sinir dokularının zarar görme ihtimali çok yüksekse veya tümör büyükse operasyon sonrasında radyocerrahi (Gamma Knife Yöntemi) öneriliyor.

Radyocerrahi -  Gamma Knife Tedavisi

Cerrahi uygulandığında ameliyat performansı düşük, ameliyat yapıldığında kalıcı hasar riski yüksek olan kişilerde radyocerrahi uygulanıyor ancak tümörün bu tedaviye uygun büyüklükte olması gerekiyor.

Radyocerrahinin amacı tümörün büyümesini durdurmak, küçültmek, hatta ortadan kaldırabilmektir. Uygun hastalarda Gamma Knife ile meningiomlarda tümör büyümesinin durdurulması ve zaman içinde küçültülmesi yüzde 95 oranında sağlanabiliyor.

Spina Bifida

Spina bifida, anne karnında oluşan bir hastalıktır. Hamileliğin ilk ayında oluşan bu anomalide, bebeğin omurgası şekillenirken tam olarak kapanmaz ve bu nedenle halk arasında “Ayrık omurga hastalığı” olarak da bilinir. Türkiye’de her bin bebekten 3’ünde görülür.

Spina bifida’da omurilik ve sinirler, açık kalan omurların arasından çıkar ve bebeğin sırtında bir yumru oluşturur. Bu da vücuttaki bazı işlevleri kontrol eden sinirlere zarar verir. Çocukta kısmi felç, yürüme problemleri, hidrosefali, bağırsak ve mesane problemleri, ileride skolyoz gibi sorunlar görülebilir.

Hastalığın en büyük nedeninin folik asit eksikliği olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle hamilelik planlayan kadınların en az 3 ay öncesinde kadın doğum uzmanına başvurarak folik asite başlaması çok önemlidir.

Spina bifida hamilelik sırasında yapılan kan ve ultrason testleriyle saptanabilir.  Bu rahatsızlıkla dünyaya gelen bebekler doğumdan sonra ilk 35 saatin içinde ameliyat edilirse anomalinin neden olduğu kimi sorunlara engel olmak mümkündür.

Ayak hareketlerini etkileyen, idrar ve gaita tutamama ile cinsel sorunlara yol açan spina bifida, çocuk beyin cerrahisi, nörolog, nefrolog, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı gibi farklı branşlardan uzmanlar tarafından takip ve tedavi edilen çok yönlü bir rahatsızlıktır.

Ameliyatın ardından düzenli bir kontrol dönemi ile bu çocukların sağlık sorunlarında kısmi düzelmeler sağlanabilir.

Çeşitleri

Şiddetine ve yol açtığı sorunlara göre üç çeşidi bulunsa da spina bifida denince akla en ağır seyreden “miyelomeningosel” geliyor.

Hastalığı daha hafif yaşayanlar ameliyat sonrası hayatının kalanın yüzde 100 normal olarak sürdürebiliyor.

Spina Bifida Okülta (SBO)

Hastalığın en sık görülen ve en hafif formudur. Birçok insan hastalığın farkında bile değildir, başka bir nedenle çekilen röntgende fark edilir. Omurgadaki kemiklerin ufak bir kısmı açıktır ve kapalı-gizli spina bifida olarak da adlandırılır. Genellikle herhangi bir rahatsızlığa neden olmaz ve ameliyat gerektirmez.

Bebeğin sırtında doğum lekesi ya da tüy öbeği görülebilir.

Bazı durumlarda omuriliğin sıkışabilir ve gerilebilir, buna gergin omurilik sendromu denir. Omuriliğin gerilmesi sinir sistemini etkileyerek bacak hareketlerinde zayıflık ve idrar kaçırmaya neden olabilir.

Meningosel

Spina bifida’nın en nadir türüdür. Omurilik sıvısı bir kese şeklinde bebeğin sırtındaki açıklıktan çıkar. Ancak dışarı çıkan kısımda sinirler bulunmadığından ciddi problemlere yol açmaz. Bazı bebeklerde hiçbir soruna yol açmazken, bazı bebeklerde ise mesane ve bağırsaklarıyla ilgili şikayetler yaşanabilir. Çok nadir olarak hidrosefali (beyinde sıvı birikmesi) görülebilir.

Myelomeningosel

Spina bifida’nın ciddi ve sık görülen türüdür. Omurga kemiklerinin arasından çıkan kese, omurilik ve sinirlerin bir kısmını tutar ve sinirler zarar görür. Bu durum motor ve omurilik problemleri, kısmi felçler, ayakta his kaybı ve yürüme zorluğu, hidrosefali, idrar ve dışkı kaçırma, ileri böbrek yetmezliği ile skolyoz gibi bir takım hastalıklara neden olabilir. Şikâyetler hangi sinirlerin etkilendiğin bağlı olarak değişir.

Nedenleri

Günümüzde spina bifida’nın nedeni tam olarak bilinmiyor ancak folik asit eksikliğinin önemli rol oynadığın tahmin ediliyor.  Avrupa ülkelerinde bu konudaki bilinçlenme nedeniyle hastalığın görülme oranı çok daha düşük.

Her 100 yeni doğandan 5’i spina bifida ile doğmakta, bir kez spina bifida’lı bebek dünyaya getiren annenin bir sonraki bebeğinde risk yüzde 15’e yükselmektedir. Bu nedenle ikinci gebelik düşünülüyorsa öncesinde folik asit kullanımına başlanması önemlidir.

Diyabeti olan ve iyi kontrol edilmeyen, aşırı kilolu olan (obez) kadınlarda spifa bifida’lı çocuk sahibi olma riskinin artmaktadır.

Tanı Yöntemleri

Hamileliğin ikinci trimester (ikinci üç ay) döneminde yapılan tarama testleri, tanı için önem taşımaktadır. Kan testi, ultrason ve amniyosentez, spina bifida’nın tanısı için kullanılır.

Üçlü testte elde edilen alfaprotein (AFP) değeri beklenenden fazla çıkarsa, spina bifida olasılığını dikkate almak gerekir.

AFP Yüksek Çıkarsa Şüphe Durumunda Yapılan Kan Testinden Sonra Ne Yapılıyor?

Kan testinin 16.-17. Haftalarda yapılması gerekiyor. Sonrasında detaylı bir ultrason tetkikine sıra geliyor. Hamilelik haftasının tam olarak bilinmesi büyük önem taşıyor. Ultrasonda spina bifidayı saptanmama ihtimali ise çok düşük.

Sonraki adımı da herhangi bir anomali olup olmadığını anlamak için sistematik olarak kafatası ve vücudun geri kalanını incelenmesi oluşturuyor. Genellikle spina bifida hemen saptanabiliyor.

Tedavi Yöntemleri

Doğumuna karar verilmiş spina bifidalı bebeğin dünyaya geldikten sonraki ilk 36 saat içinde ameliyat edilmesi gerekmektedir. Böyle bir gebelik olduğunda perinatolog veya kadın doğum uzmanı hekim, ilgili çocuk cerrahisi ekibiyle temas kurar ve doğumun hemen ardından bu bebek acilen ameliyata alınabilir.

Ameliyat

Bebeğin meningoseli varsa, doğumdan sonra 36 saat içinde cerrah omuriliğin etrafına bir zar yerleştirir, omuriliği çıktığı yerden geri koyarak açıklığı kapatır.

Spina bifidalı bebek myelomeningosel ile doğmuşsa yine sırttaki doku ve omurilik geri konularak kese ameliyatla kapatılır. Hidrosefali gelişmişse, beyindeki fazla sıvıyı vücudun kan dolaşımına boşaltan ‘şant’ sistemi beyne yerleştirilir.

Spina Bifida’nın Tedaviside Üç Önemli Aşama Vardır:

•Erken tanının konması

•Tanı konmuş ve doğmasına karar verilmiş bebeklerde zararı minimuma indirmek için çok sistemli bir ekip çalışmasıyla tedavinin sunulması

•Erken tedavi edilmiş bebeklerin ve çocukların izlenmesi

Erken Müdahalenin Kazanımları Şunlardır:

Bu hastalarda tedavide geç kalınmış olanlara göre klinik sonuçlar belirgin derecede daha iyi olmaktadır. Zamanında müdahale etmezseniz sorunlar büyüyebilir. Erken ameliyat ile bu sorunların büyümesine engel olunması amaçlanır.

Anne Karnında Cerrahi

Günümüzde Spina Bifida'lı bebeklerin anne karnında ameliyat edilmeye başlanmıştır. Hamileliğin 26. haftasından yapılan bu ameliyatta rahme girilerek bebeğin omuriliği üzerindeki açıklık kapatılır.

Anne ve bebek için riskli olan bu ameliyatlar henüz yaygınlık kazanmamıştır.

Ameliyat Sonrası

Tedavi süreci hastanın ameliyatı ile bitmiyor. Spina bifidalı çocuklar sonraki yıllar boyunca da izleniyor. Çocuk beyin cerrahları bu çocukları yılda bir kez kontrol ederken nefrologlar ve ürologlar takiplerini dört ayda bir yapıyor.

Spina Bifidalı bir çocuğu, çocuk beyin cerrahisi, ortopedi, çocuk nörolojisi, nefroloji ve çocuk ürolojisi uzmanları muayene eder. Bu çocuklarda, çocuk beyin cerrahisi alanının dışında idrar ve dışkı yapma sorunu olabilir. Ayaklarında ortopedik deformatiler görülebilir.

 

Paylaş:
Sizi (Aynı Gün) Arayalım